BİR 8 MART’a BAKIŞ

 

 

 

 

Semra Merai

Semra MERAL

TİMSAL KARABEKİR Kayseri’deydi!..

‘Bir 8 Mart’a Bakış…

Kayseri Büyükşehir Belediyesi, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü vesilesi ile “ Kazım Karabekir Paşa” gibi kahraman bir Türk komutanının kızları ‘Timsal Karabekir Hanımefendi’yi, “konuşmacı” olarak davet edip ağırlamıştı 2010’de…

Continue Reading

ARİF NİHAT ASYA ve 5 OCAK

Semra Meral                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                           

Semra Merai

Geçimdi, ‘seçim’di derken, unutuldu sanmayın  Arif Nihat  Asya’m…

Kıştı,  ‘alkış’tı  derken, unutuldu sanmayın Arif Nihat Asya’m…

Sen unutsan, ben unutsam  ne çıkar;

O’na yeter, O hayranı olduğu Al Bayrağım…

Ona yeter bir ‘Bayrak  Şairi’ olması bu şanlı yurdun…

Siz unutsanız, biz unutsak ne çıkar;

Ona oğullardan, analardan çiçekler, dilekler  yeter…

Onlar olsa vefasız, şunlar olsa vefasız;  Ona Şahit olduğu Şehitler  yeter…

Mısra çıksa nankör, dize çıksa bonkör(!) ne çıkar; O’na şu ;

Hitapların güzidesi, hatiplerin gözdesi; 

‘Müslümanlıkla yoğrulan yurdumu / Müslümansız bırakma Allah’ım!..’ yeter…

Daha  Önce De Şöyle  Yazmışız:

NEDİR ‘5 OCAK’ veya NEDİR ‘Üç’ 5 OCAK???…

Tarihler vardır, sadece takvim yaprağında kalır…

Tarihler vardır, koparılır… koparılır… atılır…

Tarihler vardır, tarihe ‘damga’ vurur…

İşte bir ‘5 Ocak’ da tarihe damga vuran; hem geçmişe, hem geleceğe ışık tutan tarihlerden biridir…

Birinci Dünya Savaşı’ndan yenik çıkmış sayılınca biz, yurdumuzun dört tarafını işgal etme hazırlığı içindeki düşman İskenderun’a da çıkartma plânları yapmaktadır…

Bunun üzerine görevli olarak 31 Ekim 1918’de Adana’ya gelen Gazi Mustafa Kemal Paşamız bu cür’eti gösteren İngiliz ve Fransızlara ‘ateşle karşılık verileceği’ emrini vermişlerdir…

İşte bu emir, işte bu şuur; ‘Kurtuluş Meşalesi’nin ilk olarak kendi memleketlerinde yakılması, ilk kıvılcımın Adana topraklarında tutuşturulması’ anlamına gelmektedir ki, büyük bir övünç ve büyük bir kıvanç vesilesi olmuştur Adanalımıza…

Daha sonra da zaten Gazi, Adanalıların bu haklı gururunu yine

15 Mart 1923’te TBMM Başkanı olarak Adana’yı ziyaretlerinde bizzat şu sözleri ile teyid edeceklerdir:

“Bende bu vakayiin ilk hiss-i teşebbüsü, bu memlekette, bu güzel Adana’da vücut bulmuştur.”

Önce Allah’ına sonra milletine güvenerek yola çıkan Gazi Paşa’mızın

“Geldikleri gibi giderler!” inancı öyle bir uygulandı, öyle bir tesis edildi ki; yedi düvel’e karşı konuldu da; ‘ha öldü, ha ölecek’ diye beklenen ‘hasta’ şifa buldu çok şükür…Sökülüp atıldı hastalık çok şükür de temizlendi düşmanın isinden, pasından, kumpasından dört köşesi yurdun.

Bugün düşman işgalinden kurtuluşunu:

‘Hangi çılgın bana zincir vuracakmış’ diye diye halaylar çekerek kutlayan, bayram yapan o kadar çok şehrimiz var ki…O kadar çok bir ve beraber olmanın o özel vefasını; hür olmanın o güzel, o bitimsiz havasını tekrar tekrar içine, ciğerlerine çeken şehrimiz var ki…

İşte ‘5 Ocak’ da; o kutlu kıvılcımın ilk tutuştuğu yer olan Adana’nın kurtuluş bayramıdır, işte ‘5 Ocak’ da; o unutulmayan cefayı, unutulmayan bir vefaya dönüştüren bir kutlu tarihin adıdır!..

İstiklâlimizin sembolü anlı-şanlı, ay-yıldızlı bayrağımız ise; bayrağımız için yazılan en muhteşem şiirlerden biri de ‘Bayrak’ şiiridir ki; ‘Bayrak Şairi’ unvanı ile taçlandırmıştır mümtaz şairini…

Mâlumdur ki; her şiirin bir hikâyesi vardır, her yazının bir çıkış noktası bulunur da ilham kaynağı olur kaleme…

Peki olmaz mı, peki bulunmaz mı böylesi güzel, böylesi özel bir şiirin öyküsü?..

Olur elbet, olmaz mı?!..Bulunur elbet, bulunmaz mı?!

Hem öyle bir olur ki, ‘5 Ocak’ tarihi katmerlenir de selâm durur kelâma…Nasıl mı?..

İsterseniz bu muhterem öyküyü :

“Ben üniversite tahsili için Ankara’ya geldiğim 1955 yılından,

onun vefat gününe kadar (…..?…..) hep yanında-yöresinde bulundum. Tesbitlerimi, kanaatlerimi ve ondan dinlediklerimi Ârif Nihat Asya İHTİŞAMI isimli 460 sayfalık bir kitapta topladım…”

diyen “Türk Edebiyatının ‘Muhteşem Yavuz’u” hitâbımızla onur duyduğumuz Yavuz Bülent Bakiler Üstadımızın Muhteşem eserinden

öğrenelim:

{ “Bayrak şiirini 35 yaşımdayken yazdım.Adana Erkek Lisesinde edebiyat öğretmeniydim. Hatay, Gazi’nin gayretiyle Türkiye’ye bağlanmıştı. Türkiye yeni bir sevinç içindeydi. Bu sevinci Adana da büyük coşkunluklarla yaşıyordu. Adana’nın Fransız işgalinden kurtuluşu, bildiğiniz gibi 5 Ocak 1922’dir. Bu bakımdan her sene 5 Ocak gününde Adana’da büyük şenlikler

yapılır. Adeta yer yerinden oynar. Şehrin bir saat kulesi var, bir de Ulu Cami minaresi. İşte o saat kulesiyle Ulu Cami minaresi arasına her senenin 5 Ocak kutlamalarında kocaman bir bayrak asılır. Onbeş izcinin kolları üzerinde taşınan bir bayrak.

Hatay Türkiye’ye bağlandığı için 1940 yılının 5 Ocak kutlamalarının daha bir güzel, daha heyecanlı olması isteniyordu. O bakımdan Adana Maarif Müdürlüğünden bizim okula bir yazı geldi. Yazıda mealen deniyordu ki: “5 Ocak kutlamasında…o güne uygun şiirin liseniz öğrencilerinden biri tarafından okunması…” Lise müdürü bu konuda beni vazifelendirdi. Ben de öğrencilerim arasından üç dör kişi seçtim.

-Gidin kütüphanelerde araştırın.. güzel bir şiir bulun. Pek duyulmamış bir şiir olsun. Meşhurların da kitaplarını karıştırın, adı pek duyulmamış şairlerin de.

Çocuklar gittiler. Birkaç gün sonra geldiler.

-Efendim bulamadık dediler.

-Bulamadık olur mu diye öfkelendim. Gözünüzü dört açarak bir daha araştırın dedim.

Çocuklar çıkıp gittiler. Üç dörtgün sonra elleri yine boş geldiler. E peki ne olacak? Kendi kendime dedim ki “Arif bu şiiri sen yazacaksın!” Bir gün sonra da 5 Ocak. Adana’da Ocak mahallesinde oturuyorum. O zamanlar bugünkü evlerde günün her saatinde elektrik yok. Geceleri petrol lambası yakıyoruz. Elayak ortalıktan çeklince petrol lambasının yorgun ışığı altında bayrağımıza sığınarak kalemi elime aldım. Şafak sökerken Bayrak şiiri hazırdı. O gece, şiiri nasıl yazdımsa, öylece kaldı. Üzerinde ikinci bir defa oynamadım.” }

İşte böyle aziz dostlar…Demek ki, Üç ‘5 Ocak’tan,

İlki: Adana’nın düşman işgalinden kurtuluşuymuş…

İkincisi:O muazzam ‘Bayrak’ şirimizin gecesinde yazılıp, gündüzünde okunması imiş…

Üçüncüsü de…

-İsterseniz bunu aşağıdaki naçiz şiimizi okuduktan sonra beraber değerlendirelim mi efendim?..

-………………………………………………………………………………………………………….

‘Sükût ikrardan gelir’e sığınıyor ve öylesine inanıyorum ki, tekrar hatırlayan dostlarımızla birlikte yeni öğrenen dostlarımız da;

“Allah Allah!.. Allah Allah!..” derken; biz kendilerine yürekten katılarak:

“İster tesadüf de, ister de tevafuk;

İnananlar için hep açıktır ufuk!..” diyeceğiz…

BAYRAĞA KOŞAN ÂRİF                                                                                                                                                                                  

 

Semra Meral

Not: Yukarıdaki yazımızda şu (…..?…..) parantez içinde soru işareti olan kısım, orijinalinde (5 Ocak 1975)’tir…

Evet ‘Bayrak Şairimiz’ bir 5 Ocak’ta da Hakk’a, yürümüşlerdir…

Ruhlarına FâTiHâ…Makamları inş’Allah Cennet ola…

Adana’nın bayramı, tarih de beş ocak mı

Yakar meşalesini, közündeki bayrakla

Türk evladı; bağlasan, bağlasan hiç durur mu

Koşar Ârif Nihat’ım, özündeki bayrakla

Adana’da şenlik var, O öyle bakacak mı

Diker âbidesini, dilindeki bayrakla

Davullar vurulur da, halaylar çekilmez mi

Baştır Ârif Nihat’ım, elindeki bayrakla

Bayrak sorar Asya’ya: ‘Hep böyle olacak mı?..’

Yemin eder Allah’a, gözündeki bayrakla

Ozanın fıtratında, ilhamı hiç kurur mu

Coşar Ârif Nihat’ım, sözündeki bayrakla

Bin Dokuz Yüz Yetmiş Beşte de, bir Beş Ocak mı

Akar ayyıldızına, seferdeki bayrakla

Ecel gelmişse başa, hiç saniye durur mu

Hoştur Ârif Nihat’ım, seherdeki bayrakla

Der ki Meral Meral’im, yine bir Beş Ocak mı

Bakar Ârif Nihat’ım, gönderdeki bayrakla

Bir ‘bayrak şairi’ O, hiç, hiç unutulur mu

Kuştur Ârif Nihat’ım, göklerdeki bayrakla…

Semra Meral

Not: Yukarıdaki yazımızda şu (…..?…..) parantez içinde soru işareti olan kısım, orijinalinde

(5 Ocak 1975)’tir…

Evet ‘Bayrak Şairimiz’ bir 5 Ocak’ta da Hakk’a, yürümüşlerdir…

Ruhlarına FÂTiHâ…Makamları inş’Allah Cennet-i Âlâ ola… 

Continue Reading

ÇAĞRIDAKİ SIR, SEMÂDAKİ NUR

yazar

Semra Merai
Semra Meral

     ÇAĞRI’DAKİ  SIR,   SEMÂDAKİ NUR (*)                                                                                                                                                                                                                                                                                                                               Uzaklardan çok uzaklardan gelir ses, ama sanki yanıbaşındadır;
” Hadi sen de, sen de… ” der gibi yakın, bir ana kucağı gibi sıcak’tır “gel”

Dereleri,  gölleri, nehirleri, denizleri;  bağları, bahçeleri, ovaları, bayırları aşıp gelmiştir de,
yumuşak; hem de kadife gibi yumuşak’tır “gel ”
Çiçeğe, böceğe, karaya, havaya,  kuşa, kurda konmuştur da yine katkısız ve katıksız,
yine saf,  yine duru;  bir ana sütü gibi berrak’tır  “gel “

Çölü,  yeşile;  kini, sevgiye; dikeni, güle çevirmeye bir akit;
düşmanı dost, savaşı barış, geceyi gündüz yapmaya bir vakit`tir “gel”

‘Şer değil hayır, eğri değil doğru, çirkin değil güzel’ demek için bir avdet’tir “gel “

Mini mini, masum bebeklerin feryatlarını dünyanın öbür ucundan duymak için değil de;
annesinin söylediği ninnilerle, mışıl mışıl uyuyan bebeklerin nefes alışını dinlemek için
bir davet’tir “gel”

Kırmayıp, tamir eden;  bozmayıp yapan;  üzmeyip seven, ayırmayıp birleştiren,
ney sesiyle harmanlanmış bir yalvarış, ‘bir yakarış’tır “gel”

Gence,  ihtiyara;  kadına,  erkeğe;  beyaza, zenciye;  sünniye, aleviye;   yahudiye, mecûsiye
bir çağrı’dır  “gel “

……………………………………………………….

Ya Konya, Ya Konya Ne durumdadır ?…

Mevlâna’sını bağrına basan Konya 17 Aralık`ta, kendisini deyip gelenleri de
bağrına basmaya hazır beklemededir…

Konya artık, Mevlâna`sının ” Ne olursan ol, gel!.. ” çağrısına kulak verenlerin mekânı;
“Gez dünyayı,  gör Konya`yı ” davetine icabet edenlerin diyarıdır…

Umutsuzluk  kapılarını açar olmuştur  artık bütün anahtarlar,
kıvrım kıvrım bütün yollar da,  Konya`ya çıkar olmuştur artık…

Oluklar artık burada çift değil, tek akar olmuş;  kir değil, nur saçar olmuştur bütün çeşmeler…

Öyleyse  an,  işte  bu ‘an!’
‘800 (**)musluklu  çeşme’ den  testileri doldurduğun an, işte o an, işte o zaman!..

Çişil çişil yağan mağfiret yağmurlarıyla toprak mis gibi, hava kırılıp yumaşamış;
dikenler yok olmuş, sevgi tomurcukları açmış, gönül meyveleri olgunlaşmaya
başlamıştır artık.

Konya  tılsımlı bir şehirdir artık…
Mâna iklimine girmiş, uhrevî bir havada hûşû içindedir…
Rahmet yüklüdür  her köşesi,  vecd ile bin secde etmekte her taşı;
hikmet doludur her seccadesi, her bir nakışı…
Nasılsa mezar taşı (sikke) başta;  kefen de (tennure) hazır, üsttedir…
Hatta hırka yani  öz, yani  kara toprak, yani en sadık yâr dahi her an hazır, huzurda beklemededir…

İşte şimdi Konya  sırlarla süslü,  gizemli ve çok  güzel, erdemli ve çok özel  bir şehirdir artık…
Öyleyse sırları bir bir çözme zamanı, vuslata erme vaktidir artık

Olanca samimiyet ve içtenlikle dil ikrarda, kalp tasdikte Allah`a gitme vaktidir artık…
Baş dönmeden, göz kararmadan  Allah(c.c.)`a varma zamanı,  Allah’a vasıl olma vaktidir artık…

Allah`tan gelinmiş ve yine Allah’a gidilecek,  “rücû” edilerek, aslına dönülecektir artık…

……………………………………………………….
Buyrun haydi   Semâ’ya…
Buyrun  efendim haydi Hû’ya…
Haydi  mirim buyrun semâya…
Semâ… adını göklerden alan Semâ…
Olsa da yukarılarda, ‘yukardan bakma’yan Semâ…

Seninle hem  ayaklar yerde,  toprak’ta; hem   gözler gökte, gönül Hakk’tadır değil mi Semâ?..
“Öyleyse sağ el yukarda,  sol el biraz aşağıda olmalı;
sağla sol özdeşleşirken yukarı ile aşağı bütünleşsin!” değil mi semâ?..

“Sağ el, Hakk’a doğru açık;  isteyen,  yalvaran, yakaran;
Sol el, halka doğru açık; ektiğini biçen, aldığını veren, hissesini dağıtan!” olsun değil mi semâ?..
Böyledir aslolan,  böyle ister Yaradan…
Böyledir  yakışık alan: Ne kadar çok  vermişse sana  Yaradan;  o kadar çok pay etmeli  insan-ı kâmil olan!..
Budur insaniyet, budur hikmet, budur hakkaniyet!..
Budur “canlar canını buldum,  kovanım yağma olsun” diyebilmek değil mi Yunus Emre’m Pîrim?..

…………..

Sonra parmaklar üzerinde ağır ağır dönüş, toprağa bir yumuşakça dokunuş…

Bu ağır ağır  dönüş  Ve bir /den  bir /e perde perde yükseliş;
ne bir dansta, ne de bir musikidedir….
Bu, ağır ağır dönüş ve bu  perde perde yükseliş sadece semadadır…

Bu dönüş, mânâ ikliminde yoğrulan mayanın aşk iksiriyle kabarması, coşması;
Allah(c.c.) aşkı’nın  ateşiyle gönlün yanıp tutuşması’dır.

Bu dönüş, tutaşan gönüllere ilaç;  dizlere derman’dır.
Bu dönüş,  diyarlarda değil,  gönüllerde yansıma’dır.

Bu dönüş,  yokluk`tan;  varlık`a dönmedir.
Bu dönüş,  çokluk’tan;  birlik’e dönmedir…
Bu dönüş:
Şeb-i arus`ta,  vuslat `ı  arama;   vuslat`ta   şeb-i arus`u  bulmadır.
Bu dönüş Vahdet’e  Vasıl olma’dır….
……………………………………………………

17  Aralıklarda,  şafaklarla birlikte semâya bakanlar sürü sürü kuşun, süzüle süzüle uçtuğunu görürler.
Mevlâna Diyarı’ndan göğe yükselen kuşların kanat şakırtıları, uzaklardan çook uzaklardan duyulur…
Kış ortasında hava sıcak,  hava yumuşak, hava berrak`tır.

“Çağrı`daki Sır” çözülmüş;  “Semâdan ‘çişil çişil’ Nur” yağmadadır…}
……………………………………………………………………………………………….
Dipnot:
(*) Yeni güncellemesi ile   (**)Mevlâna Hazretleri’nin 800. Doğum Yıldönümü idi 2007 ve
Unesco( Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Kurumu) bu yılı “Mevlâna Yılı” ilân etmişti..

Not:Yazının aslı,TOŞAYAD KÜMBET’te…

Continue Reading

BİR DERGİDEN…BİR DERYAYA

BİR  DERGİDEN…BİR DERYA’YA…

                                                        Semra Meral

18

[ “Öğretmensiz  birer  okul,  ustasız birer atölye’dir  bizim dergiler,  dergilerimiz…
Elektriksiz birer ışık kaynağı,  ayaksız  birer  kültür elçisi’dir bizim dergiler,  dergilerimiz…
‘İmzası çok’  birer  sanat eseri,   ‘parası yok’  birer dayanışma merkezi’dir  bizim  dergiler, dergilerimiz…
Ebedî değil, –hatta belki çok kısa  ömürlü—ama  ‘ edebî  birer edebiyat  ekolü’dür
bizim dergiler, dergilerimiz…”s.m.] deriz demesine de;

Continue Reading

Göçükten ‘Göklere’ GÖÇTÜLER…

GÖÇÜKTEN ‘GÖKLERE’GÖÇTÜLER…      yazar

Bir Anneler Günü Sonrası’nda-

Semra Meral

Her anneler günü sonrası ; öncesinde yaşadığım duygusallığım ve  o gün yaşadığım heyecanımla,  çarpışır bulurum ıstırabımı…

Annesi  hayatta olmak, O’na bu vesile ile değil de; bu vesile ile de memnun etmeye çalışarak duasını almaya çalışmak fırsatların en güzeli…

Continue Reading