Adnan BÜYÜKBAŞ

adnan

Sayın Yrd. Doç. Dr.Ahmet Vehbi ECER’in kaleminden;Adnan BÜYÜKBAŞ…
Hiçkimse, şair, yazar ve Türk dili ve edebiyatı öğretmeni Adnan Büyükbaş’ ın son romanıdır. Büyükbaş,1963 yılında Kayseri’de doğmuş, ilk, orta ve liseyi Kayseri’de bitirmiş. Yüksek tahsilini Konya Selçuk Üniversitesi Eğitim Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı bölümünde tamamladıktan sonra öğretmenliğe başlamıştır. Adnan Büyükbaş’ın ilk deneme kitabı Ebabillerin Kanat Sesleri adıyla 1981 yılında yayınlandı. Ayrıca birçok gazete ve dergilerde şiir, hikâye ve denemeleri yayınlanan Büyükbaş evli ve üç çocuk sahibidir.

Çok yönlü bir sanatçı ve yazar olan Büyükbaş’ın şiir,deneme,hikâye roman kitaplarının yanında sahnelenen yayınlanmış ve yayına hazır tiyatro eserlerinin de olduğu anlaşılmaktadır.Gençler için yazdığı kitapların dışında Ebabillerin Kanat Sesleri (1981) dışında Ateşten Köz Almak(1996), İnce Düşünce (2006) başlıklı deneme eserleri,Ay Kapıdan İçeri(1982), Firkat(1983), Bir Adım Hüzün (1996),Kimliğim Bir Gül Dalı (1994), Yağmurlarla Gelsin Gidişin (2005), Deriniz (2008) başlıklı şiir kitapları;Üçgenin Dördüncü Köşesi Başlıklı romanı, Bir Gri Gök Kuşağı (2005), Son Kurşun(2007) başlıklı hikaye kitapları bulunan Büyükbaş’ın bir de Ölmez Atatürk (2004) başlıklı tiyatro eseri mevcut..Anlaşılacağı üzere Büyükbaş, şair,denemeci,hikayeci,romancı…çok yönlü bir sanatkâr olduğu kadar çok velut (üretken) bir edebiyatçı.

Adnan Büyükbaş’ın bu yıl yayınladığı “H i ç k i m s e” başlıklı (Kayseri Geçit Matbaası,2012) romanı karton siyah-beyaz kapaklı,152 sayfayı bulan temiz baskılı bir eserdir. Kapak desenini Mustafa İbakorkmazhazırlamış.

Üç bölüme ayrılan romanın birinci bölümü yazarın çocukluk anılarından izlenimler olabileceğini anımsatıyor. Çocukluğu, gençliğinden itibaren yaşadığı hayatın olumsuzluklarına isyan eden, onları irdeleyen pasajların yer aldığı romanda roman kahramanı :”…Uyumsuzumbelki, belki birazcık dik kafalıyım ama asla “k ö t ü ç o c u k” değilim, büyük büyük babalarımdan miras kalan huylarımı da suçlamıyorum” diyor. Ama en çok

“eski ülkücü, eski devrimci, eski İslamcılar” ın birbirleriyle sürtüşmeleri romanın birçok sayfalarında yer alıyor.Toplumda var olan olumsuzluklara da yer veriliyor. Romanın bir yerinde, bu konularla ilgili şu cümlelere rastlıyoruz:

“…Etliye sütlüye karışmayan sarıklılarla doldu camiler. Cuma vaazları “cin ali” kokuyor… Piyasa kalleş kaynıyor. Biraz da öldürülmüş dostluklar sürsek kazanın altına… Matbu hutbeleri esneyerek dinlemek caiz mi hocam. Fatiha’dan sonra âmîn demek namazı bozar mı? Camiler, mutlu köleler dağıtıyor; yatıp kalkmayı yeterli saydırarak… Şehir toplu mezarlığa benziyor. Bir ateş yağsa ne güzel olurdu. Arınırdı pislik bulaşmış kimliklerimiz. Biliyor musun amca, benim kimsem olmadı! Bana hiçkimse der misin?”

Toplumun bunalımlarının, çarpıklıklarının, kavgalarının ele alındığı görülen romanda

Toplumun her kişisine atıfta bulunuluyor, eskilerin kelâm-ı kibar dedikleri özlü cümleler de yer alıyor:

“Müthiş bir üçkâğıtçılık yapıyoruz kendi kendimize, İğrenç bir soytarı var aynadaki yansımamızda…”

Adnan Büyükbaş bir şiirinde: “İnfilâk türküleri söyler türkülerim” diyor, bir başka şiirinde ise:” …Sen nesin?//Alçak nefis tuzağını kuruyor//Köşeye çekilip bıyık buruyor//Sonra kardeş kardeşini vuruyor// Biri Habil, biri Kabil//Sen Nesin?”diyordu. Aynı temalar romanda da heyecanlı ve tatlı bir üslupla ele alınıyor. Deniliyor ki: “İyi insan olma

öğretisi, peygamberlerden sonra sulandırıldı. Çünkü peygamberler ilahlaştırıldı. İnsanlar peygamberleri ilahlaştırınca kendilerini de peygamber yaptılar. Biraz daha cesur olanlar

Peygamberleri aradan çıkarıp kendilerini peygamber yapıverdiler… Kalabalık önce tanrıyı öldürdü, sonra insanı katletti… Muhammed Uhut’da kırılan dişiyle anıldı. O’nun sakalından kalma bir kılın karşısında salya sümük ağlarken O’nun ahlâkından ne kadar nasiplendik?”

Romanın ikinci bölümü daha çok yakın tarihimizde yaşanılan ülkücü, solcu, şeriatçı tartışmalarına ve işkence olaylarına ayrılmış. Ama araya cennet-cehennem ve ilk insanların cennetten kovulmaları ve yasak elma ile ilgili konularla renklendirilmiş. Son bölümde ise:

“Zengin bir iş adamının kızı ile Niksarlı kimsesiz bir delikanlının evliliğinin sorun sayılmadığı” ve solcu ile ülkücünün bir çay ocağında karşılaşmasına yer verilir. Konuşmaları arasında kahveci ile ülkücünün eskiden birbirlerinin düşmanı olduklarını söyledikleri zaman aynı bardakta eriyen iki küp şeker gibi kucaklaşırlar, dostça ayrılırlar.

Hiçkimse, çok rahat okunan, akıcı bir üslup ile yazılmış, sosyolojik, psikolojik problemleri dile getiren, bu problemlerle ilgili olarak düşünceye yönlendiren, heyecanlandıran güzel bir eserdir. Ben, birgün içinde su içer gibi okudum ve bitirdim. Çünkü Hiçkimse, sadece roman değil, adeta mensur bir şiir, yani şiir yönü ağır basan düz yazıdır. Bu roman rahatça ve kolaylıkla okunabilecek bir eserdir. Hiçkimse’nin çok yönlü sanatkâr yazarıAdnanBüyükbaş’ı tebrik eder, yeni eserlerini beklerim.

www.erciyesgazetesi.com’dan alınmıştır.

You may also like

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir