‘YURDUM’ Derdi Hep, ’YURDUM’du Hep Derdi-Cahit KüLEBİ-


Semra Meral

 18

Evet, ‘Yurdum’ diye hitap ettiği memleketini ;
bir kilimin nakışları gibi gibi ilmik ilmik Anadolu dokumuş;

“Öpüp başıma koyduğum ekmek gibisin” diye seslendiği Türkiye’sini bir dilim –ekmek- kadar mübarek ve mübarek azizsin,

ilmik  dokur ‘Yurdum’ Diyenleri De Çok Severdi
“Karac’oğlan  Bizim Bacanak” Derdi…

 

“Anamdan Emdiğim süt,
Çeşmenden tarlandan gelmiş..” diye lâfı dolaştırmadan hem kendi duygularına ayna tutan hem yurdu insanının duygularına tercüman olup,çiğ süt değerli hemşerimiz, lafı dolaştırmadan ‘ekmeğini yiyor, suyunu içiyorum…’ öyle ise ‘YURDUM’, öyle ise “ülkem”; öyle ise ‘vatanım seni çok seviyorum… diyor.
“Öpüp başıma koyduğum ekmek gibisin!” diye bir tasvir yapamasa da benim insanım, bu güzel tasavvuru eyleme dönüştürmüş bir yüce erdeme sahip gerçek 

Evet,o güzelim “Yurdum” şiirinde;

“1917 senesinde/topraklarında doğmuşum” diyen Külebi’m,
sana selâm olsun “Çeltek’im”den ; selâm olsun Zile’mden!.. “Kalelerinin burcunda/Uçurtma uçurmuşum” diyen Zilelim, sana selâm olsun uçurtmamdan, burcumdan; sana selâm olsun Kal’emden!..
“Bir andız fidanı gibi büyümüşüm topraklarının üstünde” diyen Büyüğüm, sana selâm olsun fidanımdan , dalımdan ; sana selâm olsun taşımdan toprağımdan!
“Emmilerim senin için dövüşürken ölmüşler” diyen Şairim, sana selâm olsun  emmimden, ememden ;sana selâm olsun abamdan,halamdan!

 

     Türk Edebiyatı’nın en seçkin,en saygın şairleri arasına girmiş olmasıyla onur duyduğumuz şairimizi; “Her Yönüyle Zile”  isimli kitabımızda ‘Zile’nin Yetiştirdiği Meşhurlar’ bölümünde sahiplenerek bahtiyar olmanın biz de-bir nebze de olsa-hazzını yaşamıştık yıllar önce.    

     Niksarlılar’ın katkılarıyla, “Niksar’dan Cahit Külebi’ye Bakış” başlığı ile Niksar’da düzenlenen güzide bir panele ve ‘Cahit Külebi’ye Hasret’ ismi altında ‘gözde bir şiir şöleni’ne çok haklı bir atıfta bulunarak çıkan dergimize ‘yazımı yetiştirememenin üzüntüsü’nü halen yaşamakta ve oğlumun üniversite öncesi ve sonrası sadece ayaklarıma dolaşmayıp, ellerime de takılan ‘stres yumağı’nı hâlâ affedilir bulmamaktayım.

     “İçindeki Küçük Cahit’ten…İçimizdeki Büyük Cahit’e…” başlıı altında yazmayı düşünüp,bir türlü yazamadığım yazımı, ‘hüznümü hafifletsin’niyetine,o sayısı da diğerleri gibi dolu dolu olan dergimize gıpta edercesine, sadece ‘bir iki söyleme gayreti’ içine gireceğim,başlığı inşallah bir başka seferde açmaya çalışacaım…

     Külebi’nin, şiir kitabı  da olan Rüzgâr’ının değil sadece;bütün şiirlerinde esen,bizi hemen sarıp sarmalayan, o çok lâtif ve etkili; kuvvetli ama gevşetmeyen rüzgârından bizim de bir öğrencisiymiş gibi feyz almamız mümkün mü ?Dağları,tepeleri; denizleri,tuzları; köyleri,şehirleri ayırt etmeksizin her yeri dolaşıp hemhâl olan;herkesimle-herkesle hasbihâl eden ‘şairimizin şiirinin rüzgârı’ biz’i,üşüyüp titrediğimizde;ısıtmakta,dağılıp savrulduğumuzda;toplamakta…

     “Orda  derenin içinde/İki üç çırılçıplak/Alçacık damı düşündükçe/Gözlerim yaşarıyor,dön geri bak.”dizelerinde; lodos gibi yumuşacık esip,”mâzi ve hâl” ikileminde âdeta ‘bir yocu’’ gibi bocalayan;elinden oyuncağı alınmış tıpkı ‘bir çocuk’ gibi melül ve mahzun olan şair;

     “Biz biliriz bizim işlerimizi/İşimiz kimseden sorulmamıştır/Kılıçla,mızrakla,topla,tüfekle/Başımız bir kerre eğilmemiştir.”1 mısralarında; poyrazlar gibisert ve net,keskin esip; aslanlar gibi kükreyen biçkın bir delikanlıdır kolu asla bükülemeyecek olan!

Aslında,”Bir melek su taşıdı/Biri serinlik taşıdı uzaktan/Biri yeşillik getirdi/Yıldırım gibi,ama sessiz/Çimenler sökün etti kara topraktan” dediği O’nun sadece bir şiir’i,sadece bir şiir kitabına verdiği ad değildir.’Yeşeren Otlar’; “yeşermesini istediği,tazelemek istediği,dön geri bak” la yinelediği,büyük şehirden kaçıp yeniden birlikte yaşamak istediği yalansız,riyasız,hilesiz,hurdasız,katkısız,temiz bir geçmiş’e sahip Anadolu insanı ile tozu,toprağı;çimeni,yeşili;ardıcı,gürgeni,kuzusu yaylası;kavağı ve yeli ile Anadolu’dur! Ve  elbet en önemlisi hepimizin sorumluluklarımızdan bıkıp sıınmak istediğimiz ‘çocukluğa’ O’nun duyduğu o bitimsiz özlem, O’nun da duyduğu o dinmeyen hasret,O’nu ‘Külebi Cahit’ yaptı elbet!

 O,büyük şehirde “Büyük Cahit” olarak mutlu değildir hiç! Küçük şehirde ‘Küçük Cahit’ olarak yaşamak istemekte, ‘anasından emdiği süt çeşmelerinden gelen ‘küçük şehre’ ve uçurduğu uçurtmaların  özgürlüğünü parmaklarının ucunda hissedip,tadına varmaya çalışan O ‘Küçük Cahit’e’ gıpta etmekte,O’na imrenmektedir.Hatta daha da ileri gidip, “Niksar’da evimizdeyken/Küçük bir serçe kadar hürdüm.” Büyük Cahit’in artık bir tutsak olup,mutsuz olduunu daha açık,daha seçik ifade etmekten çekinmeyecek; küçükken evinin içindeyken bile hür oluşuna dikkat çekecektir.Şimdi  koskoca şehirde de olsa,dışarılarda da dolaşsa, O tadı bulamadığını,o hazzı yaşamadıını daha rahat  itiraf edecektir…

Ve işte,’mutsuzluğunu’ itiraf ederken,Büyük Cahit’in yuvasını hazırlayan; ‘tutsaklığını’ haykırırken, Büyük Cahit’i Türk Şiirini zirvesine taşıyan ‘küçük serçeden’ ‘Küçük Cahit’ten  başkası değildir elbet!

Son sözlerimizi,ilk şiir kitabı “Adamın Biri” ne atıfta bulunarak bitirmekse asla bir çelişki,bir tenakuz  olmasa gerek! Zira,milletimizin efendisi olan köylümüze,ülkemizin temel direği Anadolu insanımıza,çok haklı ve yerinde yağdırdığı;

“Ne esnaf,ne tüccar efendi/Senin kadar değil düşünceli.” ‘övgülerini’ niçin biz kendileri için de söylemeyelim ki? Ve yine “Tür-kü söylersin söyleyince… ölürsün öl deyince” dizeleri de niçin kendilerinin ilke ve ideallerini hatırlatmamış olsun ki? İnsan inanma-ğını nasıl söylesin ki,söylenebilir mi ki? ‘Adam gibi adam olmak’ ön-ce; “Adamın Biri” olmaktan geçmez mi ki ?

Öyle ise,ortak paydamız,ortak değerimiz Tokat’a, “Ben seni çoktan unuttum” derken hiç ama hiç unutmadığının sinyalini veren bu vefâ abidesi şairimizi ‘biz’ unutabilir  miyiz hiç?

Anadolu topraında Ot’u bile yeşertip çimenleştiren ve “yeşeren kavaklarla özdeşleştiren bu ‘işinin ehli mümtaz usta’yı ‘biz’ unutabilir miyiz hiç?

“Biz biliriz bizim işlerimizi/İşimiz kimseden sorulmamıştır.” Derken;kimseden icâzet almayan,başı dik, ‘tutsaklık’ onursuzluğunu hiç yaşamamış asîl milletini ifade eden bu ‘soylu ozan’ı ‘biz’ unutabilir miyiz hiç?

“Kibir denen çukura hiç düşmeden, ‘gurur’ denen O ‘erdem’ le milletini yüceltirken,kendisi de devleşen bu efsane şiir kahramanını unutabilir miyiz hiç?

Bizim içimizdeki O Büyük Cahit’in aslında O’nun içindeki O Küçük Cahit’ten başkası olmadığını ‘biz’ hiç unutabilir miyiz, ‘biz hiç unutabilirmiyiz.

Dip Not:1 “Atatürk Kurtuluş Savaşı’nda” şiirinden.                                                                                                                                                                                                                 

 Not:Bu makale yazarın genel yayın yönetmenliğini yaptığı “Zile ÇAĞILTI” dergisinden alınmıştır

 

 

 

You may also like

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir