YAĞMUR’a Kavuşsa Gözyaşım

YAĞMUR’a Kavuşsa Gözyaşım

18


Semra Meral

18semra

İkinci Bölüm

Bir  ara  serap da görmeye başlamış ; ulaşmak için koşuyor… koşuyor…ama ayaklarım kızgın kum yığınlarına
takıldıkça düşüyordum…Hemen toparlanıp tekrar koşuyordum… Takatım  tükense de, umutlarım tükenmiyor;
çözülse de dizlerimin bağı, düğümlenmiyordu umutlarım…

Keşke en yakını, en uzak sanmasam ; en yakına ,en uzak kalmasaydım… İdrak edebildiğimden bunu çok şükür,
hemen toparlanıp diz çöküp ;

” ‘Seccaden kumlardı..’ (8)  değil mi Peygamberim?..” diye diye tefekkür eyleyip, teselli bulurken; vecd ile secdeye varan alnım ve  huşu ile titreyen ellerimle  Rabb’ime   niyaz eyliyor, Hatem ül Enbiya Peygamberime selâtü selâm getiriyor ve

”Keşke bir gölge kadar yakınında dursaydım
O mücella çehreni izleseydim ebedi
Sana sırılsıklam bir bakış da ben olsaydım!”
(9)
Asr- ı saadette yaşayanlara her zamakinden daha çok imreniyor, o bahtlı gönüllere şimdi daha da gıpta ediyordum..

“Firakınla kavrulur çölde kum taneleri
Ahuların içinde sevdan akkor gibidir”(10)

Evet, sanki  Yağmur’dan ayrı, bereketinden uzak, çöldeki kum taneleri gibiydim …Sanki  kum taneleri gibi ; o naif ceylanların  içini yakan,kavuran ateş gibi, çatlamış topraklar gibi:

Yağdır Mevlâm su!..su!” diyor, ‘Su Allah’ım su!’ diyor, diyor ağlıyordum…

Ağladıkça   ağlıyor; ağladıkça açılıyor  kendime geliyordum.Ağladıkça  karamsarlığım  dağılıyor ;seraplar
da birer birer, yavaş yavaş kayboluyordu…

İşte…
İşte yavaş yavaş ufukta  görünmeye başladı bile
beyaz  beyaz, pamuk  pamuk    bulutlar…

Allah’ım, sanki bana doğru, bana doğru mu geliyorlar
ne ?!” derken ellerim uzanmış da sanki onları tutmak istercesine  ; koşuyor,koşuyor…ama hiçç yorulmuyordum.
Bu defa  yorgunluktan değil ,onları birazdan yakalayacakmış gibi sevinçten ağlıyordum…
Göz pınarlarım dolup dolup boşalıyor yanaklarımdan
aşağı doğru kayarken  gözyaşlarım ,  ruhuma da yağıyorlardı serin serin!

Fuzuli kadar büyük müydü ki aşkım:

“Saçma ey göz, eşkten gönlümdeki odlare su,
Kim bu denlu dutuşan odlare kılmaz çare su’ (11)

diyeyim de ağlamayı istemeyeyim?..
Ben ağlamalıydım; çokk, çok ağlamalıydım.. Ağlıyordum da… Hem ağlıyor, hem yalvarıyordum:

‘Rabb’im’  diyordum, ‘İsmini ismiyle yazdığın Resûlün
Muhammed Mustafa (s.a.v) aşkına, ‘sevgilim’ dediğin Habib’in aşkına; her gün, her saat, her dakika okunan Kelime-i Tevhid ve Kelime-i Şehadetler aşkına; avuçlarımıza üfleyip; yüzümüzü  nurlandırsın diye sürdüğümüz Salavat-ı Şerifeler aşkına; ” Su Allah’ım su!..Su Mevlâ’m su!”diye tekrar tekrar yalvarıyor, dua ediyordum…

‘Kurak coğrafyamıza kutlu yağmurlar düşer
Görmedi iki cihan böyle müstesna beşer’ (12)

“Kuraksa da coğrafyamız;  ‘bu değil alın yazımız..’
‘bu değil!’ diyordu rahmetli şairimiz..‘Ve işte O iki cihan serveri hürmetine  kutlu yağmurlarla ıslanıyor toprağımız …’ diye de teyid ediyordu..

Yağmurla Gelen  Şair’in;
Yağmur, bir gün kurtulup çağın kundaklarından
Alsam, ölümsüzlüğü billur yanaklarından”
(13) şeklindeki arzusunu ;

Ak Saçlı Bilgemiz;
“Ey çöle inen sağnak,
Mahşer günü tek sığınak
” (14) şeklinde  ifade ederken, beni de, ruz-ı mahşerin ortasına götürüp bırakıyordu…

Evet şimdi de evlâdın annesinden, annenin  evlâdından kaçacağı o Mahşer yerini düşünüyor; aczin,çaresizliğin had safhada olduğu o mahşer gününde  bize tek kucak açacak ;                           “ Ümmetim!…Ümmetim!”diye  bizim için ağlayacak,bizim için Yüce Mevlâmıza yalvaracak Yüce Peygamberimi düşündükçe; ufalıyor, küçülüyor, eziliyordum…
O’nun bizi düşündüğü gibi; “Acaba biz  O’nu düşünüyor muyuz?..”  O ” çöle inen Rahmet’ in dediklerini yerine
getirebilyor muyuz?..”diye düşündükçe utanıyor, sıkılıyor; dudaklarım titreye titreye, iç çeke çeke ağlıyordum…

Çöl kuraklığını, çatlamış toprağı hiç hafifletir mi damlalar?  ”Ne yüzle çıkacağım huzura?’ diye mahcup
oluyor, tek sığınağımız olan Peygamberimiz  için ağlarken, ruhuma boşanıyordu bütün  gözyaşlarım!..
Ama yetmiyor, teselli etmiyordu beni onca gözyaşım…
………………………………………………………..
Epeyce bi dalmışım..
Birden bir gök gürültüsü ile uyandım …Önce korktum… “Eyvah, bulutlar da huzursuz, acaba niye?..” diye  kalmadı ki  düşünmeme,  iri iri yağmur damlaları  ellerime , gözyaşı ile  iyice ıslanmış yanaklarıma düşmeye  başladı bile…
”Onlar da mı ağlamak istiyor; onlarda mı  rahatlamak istiyor ne?..”dedim kendi kendime…

Ve  çok şükür işte,  ipil ipil de değil ; şakır şakır , bardaktan boşanır gibi  yağmur  yağıyordu!
Şükürler olsun  Yüce  Allah’ıma dualarımı  duymuş da, yağmurunu   arkadaş  etmişti işte gözyaşlarıma…
Hani ‘İstemeyi bilen ceddimize de her Yağmur Duası’na çıktığında , Yüce Mevlâmız ikram ederdi ya…

Evet ben ağlıyor, bulutlar ağlıyordu…  Ben ağlıyor, bulutlar yağıyordu…Bulutlar yağıyor,ben ağlıyordum…
Sanki , yağmur yüklü bulutlarla iş birliği yapmış ; gönül birliği yapmıştık da, yağmur  yağıyor, ama ‘seller akmıyor’; ben de camdan bakmıyordum..
Rabbimin o sonsuz rahmetini, içiyordum ,doya doya!
Susuz kalmış topraklar gibi tıpkı, içiyordum, kana kana! Rahmetle buluşmuş, Rahmet’e kavuşmuştuk çok şükür toprak da, ben de!..

“Islaklığı sanadır ahımın, efgahımın
İçimde hicranınla tutuşuyor nağmeler
Sendendir eskimeyen cevheri efkarımın
Nazarın ok misali karanlıkları deler”  (15)

Şimdi, ‘Su gibi aziz ol!’ diyen ceddimin sesini duyar gibi oluyor, Fuzuli’ye, bu sefer kulak veriyordum:

“Hâk-i pâyine yetem der ömrlerdir muttasıl,
Başını taştan taşa vurup gezer avare su” (16)

Şair: ‘Su, Peygamberimin ayak bastığı toprağa yüzünü sürmek için, işte böyle asırlardan beri, başını taştan taşa vururak akıyor,akıyor…”diyor. ‘Varmak isteği O, ulaşmak istediği hep O.’ diyor,O , aşkın âşığı ; Peygamber âşığı Fuzuli.

Keşke ben de daha çok;

“Hep ‘muhabbet, muhabbet!’ diye ağlasaydım,
‘Muhammed, Muhammed!’ diye de çağlasaydım!.”
(17) diyorum..

Yağmur, seni bekleyen bir taş da ben olsaydım
Çölde seni özleyen bir kuş da ben olsaydım” (18)

“Ben de yine ;  keşke ‘taş’ gibi  zahmetlere, hasretlere
daha çok katlansaydım , daha çok katlansaydım da;keşke
daha çok ıslansaydım!..diyorum..

Ben de yine keşke hep  ’Yağmurla Gelen ‘O Derviş ‘ gibi:
“Damar damar seninle, hep seninle dolsaydım..” diyorum…(19)

Değil mi ki :
“Türk Edebiyatı’na naatlarla nur yağdı
O’ndan uzaklaştıkça şeytansı gurur yağdı
Asır yirmi sonunda Erzurum’da yetişen
Âhir zaman Genç’inden ruhlara ‘Yağmur’ yağdı…”
(20)

Şükürler olsun öyleyse :

Açılsın göklerin kapıları,
Açılsın perdeler, kat kat!
Çöllere dökülsün yıldızlar;
Dizilsin yollarına
Yetimler, günahsızlar!
Çöl gecelerinden, yanık
Türküler yapan kızlar ..” (21 )

“Konsun –yine- pervazlara güvercinler,
“Hû hû”lara karışsın âminler…
Mübarek akşamdır;
Gelin ey Fâtihalar, Yâsinler” (22)

No’lur ,
“Gel!.. ‘sağanak sağanak’ ak,  ey benim de  öz yaşım;
Gel de ’YAĞMUR’a kavuşsun, şu benim de  gözyaşım!”
(23)
______________________________SemraMeral___________________________
(8) (21) ( 22) : Naat (Seccaden Kumlardı) – Arif Nihat Asya
(9) (10) (13) (15) (18) (19)  Yağmur– Nurullah Genç
(11) (16): Su Kasidesi– Fuzuli
(12): Sevgiliye Güzelleme-Olcay Yazıcı
(14): Naat –Bahaettin Karakoç
(20): Manzum Portreler- Bekir Oğuzbaşaran
(17) (22): Şiirsiz Musralar-Semra Meral

Bu makale TEFEKKÜR dergisinden alınmıştır.

You may also like

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir