ZİLE’NİN ÜN ALMIŞ ÖZELLİKLERİ

 

Semra Meral Yusuf Meral

18

ZİLE PANAYIRI

            A – TARİHİ : Tek Tanrı’lı dinler çıkmadan önce Zile’de Anaïtis İlâhesi’ne mahsus Umanos adlı bir mâbed bulunuyordu. Bu mâbedin Başpapazı senenin her Sonbahar ayında büyük bir törenle taç giyerdi.


            O zamanlar bu Anaitis İlâhesi’ne Zelaidi deniliyordu.  Büyük bir kutsallık taşıyan UMANOS Mâbedi’ni  hem ziyâret hem de ticaret için her taraftan binlerce kişi gelir, şehir dolup taşardı. Ziyâret dışında da her türlü mübadele (alım – satım) yapılır, şehirde büyük bir eğlence olurdu.


            Yine Amasya tarihçisi STRABON, Zile Panayırı’ndan söz etmekte, binlerce kişinin şehire gelip gittiğini, günlerce süren bir panayır kurulduğunu söylemektedir. Bu tarihî kayda göre Zile Panayırı’nın dört bin yıllık bir geçmişi vardır.

            Eğlence ve ticaretin dışında büyük bir ticarî öneme haiz olan Zile Panayırı’na o günlerde DEİR denirdi. Sonradan halk bu kelimeyi DERİ şekline çevirmiştir. Bu adla anılan şehrin Güney’inde bir de Deri Mevkii vardır.



 

            B – ÖNEMİ : Bugün Zile’de ‘panayır’ kelimesinin yanında ‘deri’ kelimesi de halen önemini yitirmemiş bir şekilde kullanılmaktadır. Zile’de büyük bir çoğunlukla bütün kiralar (Memurlar hariç) ev, dükkân, hepsi deriden deriye hesap edilir; işçi, çırak, kalfa, usta buna göre işyerlerine alınır; ücretler panayırdan panayıra verilmektedir.

            Zile halkı yıllık giyim ihtiyaçlarını, ETLİK tâbir ettikleri senelik kıyma, kavurma, pastırma, sucuk ihtiyaçlarını; bulgur, düğü, salça, giyecek ve yakacak ihtiyaçlarını hep deri zamanı (panayırda) karşılamaktadırlar. Öyle ki; panayır Zile’de mahallî bir takvim yılının başlangıcı olmaktadır.


            Ticarî yönden ise Zile Panayırı daha büyük bir önem taşımaktadır.  Hayvan alım –  satımı yanında her türlü emtia alım – satımı da yapılmaktadır. Panayır müddetince Zile’de 10.000’in üzerinde küçük ve büyük baş hayvan kesimi yapılmaktadır.

            Önceleri eğlence olarak at koşuları, cirit, güreşlerin yapıldığı Zile Panayırı’nda, sonradan bunlara ilâveten Luna Park, sekolin gibi çeşitli eğlenceler yer almaya başlamıştır. Panayır her yıl yaklaşık olarak Ekim’in II. haftasında başlamakta, Ekim sonuna kadar devam etmektedir.

ZİLE LEBLEBİSİ

Zile’nin ün almış özelliklerinden birisi de leblebisidir.


            Gerçekte Zile leblebileri çevrede elde edilen leblebilerle mukayese edilemeyecek derecede üstünlüğe sahiptir.

 

            Zile’de bu işle uğraşan 30’a yakın leblebi imalâthanesi vardır. En çok Zile leblebisini alan şehir Sivas olup, şehrimize önemli miktarda gelir getirmektedir.

ZİLE PEKMEZİ

            Zile Pekmezi’nin şöhreti, sadece yurdumuz sınırları içerisinde kalmayıp, dış ülkelerde de kendisinden söz ettiren ve aranılan bir gıda maddesi haline gelmiştir. Türkiye’de ‘pekmez’ deyince hemen akla ZİLE PEKMEZİ gelir. Bu arada birçok şehir ve kasabaların Zile Pekmezi adı altında piyasaya pekmez sürdüğü görülmektedir. Kalite, temizlik bakımından çok düşük olan bu pekmezler hiçbir zaman Zile Pekmezi’nin yerini almamaktadırlar.

            Yapılan araştırma ve incelemelere göre “ZİLE PEKMEZİ”nin besin olarak değeri çok yüksektir. Özellikle çocuk yaştaki kişilere verilirse; gelişir, gürbüzleşir. Zira Zile Pekmezi saf üzümden yapılıp; içerisine konan yoğurt tozu, süt, yumurta, nişasta ilâvesiyle kalorisi ve besin değeri bir kat daha artmaktadır. Bir noktada balın yerini tutar denilebilir.

            Zile ve çevresinde pek çok çeşitli pekmezler yapılmaktadır. Bunlar arasında; Ayvalı pekmez, Kuşburnulu pekmez, Duru pekmez ve meşhur beyaz “ZİLE PEKMEZİ” en çok yapılanlar olarak sayılabilir.


            Bunlardan Ayvalı pekmez; pekmezin içerisine dilimler halinde kesilmiş ayvalar katılarak elde edilir. Hoş kokulu güzel bir pekmez çeşididir.

            Kuşburnulu pekmez; yaban gülleri açtıktan ve gülleri döküldükten sonra tohumları kırmızımtrak veya tuğla renkli bir renk aldıktan sonra toplanır. Bu da bir takım işlem gördükten sonra, üzüm suyundan elde edilen pekmezle karıştırılarak elde edilir ki, tadı ve görünüşü hoş bir pekmezdir.

            Duru Pekmez : Beyaz pekmez elde edildikten sonra geri kalan üzümlerin posaları geniş leğenlere konularak kaynatılır. Tekrar cenderelerde sıkıştırılır. İkinci defa elde edilen üzüm şıraları tekrar kaynama işlemine bırakılır. Bundan sonra ya sirke veya sıvı kahverengi veya siyaha yakın pekmez elde edilir.

           Zile Pekmezi : En yaygın olanı ve en çok yapılanı bu pekmezdir. Pekmezin özelliği katı halinde olup, üzüm kokulu beyaz renktedir.

            Elde Edilişi : Genellikle kokulu narince üzümlerinden yapılır. Heğlere doldurularak getirilen üzümler şinavatlara doldurulur, yıkanır. Yıkanma işlemi bittikten sonra, cendereler vasıtasıyla suları çıkartılır.

            Üzümlerin sularının çıkarılması esnasında üzerine pekmez toprağı dökülür. Daha sonra bu sular geniş leğenlere konularak kaynatılır. İyice kaynar. Kaynatma işlemi bittikten sonra tekrar soğutulur.

         Soğuyup, iyice durulduktan sonra süzülür, tekrar kaynatılır. Kaynatma işlemi devam ederken bu arada pekmezin ilâcı (süt, yoğurt tozu, yumurta akı, nişasta) hazırlanır. Tekrar ocaktan indirilir. Hazırlanan ilâcın içerisine yavaş yavaş konur.

            Bundan sonra pekmez beyazlaşıncaya kadar çırpılır. Bu işler bittikten sonra hazırlanan özel ambalajlı kutulara doldurularak, piyasaya sürülür. Pekmez ev için yapılmışsa büyük tenekelere ve küplere doldurulur. Sıvı iken küplere, tenekelere, kutulara doldurulan pekmez, bir müddet sonra katı haline dönüşür.

            Bu işle uğraşan Zile’de pek çok pekmez imalâtçıları bulunmakta ve bundan Zile’ye her yıl milyonlarca liralık bir gelir gelmektedir.

ZİLE SUCUK VE PASTIRMALARI

Zile Kömesi (Cevizli Sucuk)

            Zile’de hayvancılığın ileri oluşu sebebiyle, özellikle panayır ayında kesilen hayvanlardan bol miktarda pastırma ve sucuk elde edilmektedir.

            Güvenilir ve emin olunduğu için Zile ve çevresinde aranılmakta olup, önemi ve yayılış sahası gün geçtikçe artmaktadır.

 

ZİLE BAT’I

            Aslı çiğ dolmadır. Ama her nedense BAT denir buna. İster fakir, ister zengin olsun; geldiyse üç beş kadın bir araya, hele hele bir de bağ veya bahçelerdeyseler mutlak BAT yapılır buralarda.

            Eğer bat yapılmadı, üstüne de çay içilmedi ise orada bulunanlar iyi eğlenemedi demektir. Bu sebeple BAT, Zile’nin mahallî bir yemişi, yemeği durumuna girmiştir. Hattâ Zile Lisesi her yıl okulun kapanmasında ‘GELENEKSEL ZİLE BAT’I GECESİ’ tertiplemektedir.

 Aslı çiğ dolma olan bat’ın yapılışı şöyle olmaktadır : Bulgurun daha da küçültülmüş tanecikleri – ki buna düğü denir – büyükçe bir tencerede suyla ıslatılır. İçerisine salça, daha önce pişirilip soğutulmuş yeşil mercimek ilâve edilip sulandırılır.

            İç açıcı bu görünüşü; doğranmış soğan, kıyılmış maydanoz ve dereotu daha da renklendirir, iştah açar. Hele de dövülmüş ceviz de batın üzerine katılınca Zileliler artık sabırsızdır.

          Hemen oturulup yenilmelidir. İsteyen ekmek batırarak da yiyebilir. Lâf aramızda nasıl olsa herkes kendi tabağında yemekte, öyleyse kaşıkla değil, eliyle bile yiyebilir. Hem böylesi daha lezzetli olur.

            Tabaktan elle alınan bir parça bat salamura üzüm yaprağına – Daha önce yıkanıp, fazla tuzu giderilmiş olmalı – sarılarak yenirse tadına doyum olmaz. Bat öylesine sevilir ki üstüne türküler bile yakılmıştır.

            “Zileli’yiz dediler,
Bir kazan bat’ı yediler,
Daha yok mu dediler?
Gez gez anam gez
Gez de şu Zile’yi gez…” diye.

            Bat yemek için mevsim, zaman, zemin önemli değil; yeter ki iki, üç Zileli bayan yan yana gelsin, yalnız başına pek zevki olmaz, yapılmaz da zaten.

            AFİYET OLSUN EFENDİM…

ZİLE ALTIN KİRAZ FESTİVALİ

            Zile’de halkın en büyük eğlence ve dinlenmesini bağlar ve bahçeler sağlar. Özellikle Haziran ayı Zile’nin en hararetli ayıdır. Bu ayda Türkiye’nin her yerindeki Zileliler veya çeşitli sebeplerle Zile’de görev yapmış olan memurlar da Zile’ye gelmek için can atarlar.

 Bu ayda bir başka olur, Zile’nin bağları ve bahçeleri. Tıklım tıklım insanlarla doludur. Her bağ sahibi mutlaka 5 – 6 aileyi de bağına davet eder. Akşama kadar yenilir, içilir, söz sohbet edilir. Çeşitli oyunlar oynanır. Velhasıl bir haftanın yorgunluğu orada çıkartılır.

            Kirazların en olgun dönemi Haziran’ın birinci haftasından, son haftasına kadar devam eder. Halk önceleri KİRAZ SEYRİ diye adlandırmıştı, bu eğlenceli günlerini. Yıllar sonra kiraz seyri “KİRAZ BAYRAMI” olarak isim değiştirmiştir.

            Artık her yıl Haziran ayının II. haftasında Kiraz Bayramı yapılırdı. Bütün hafta boyunca eğlenceler tertiplenir, en iyi kirazyetiştiricisine ikramiyeler dağıtılırdı.

 

 

            İlk defa Kiraz Bayramı 1974 yılında festivale dönüştü ve bu festivale “ZİLE ALTIN KİRAZ FESTİVALİ” ismi verildi. Böylece asırlardan beri devam eden kiraz şenlikleri 1974 yılından itibaren festivale dönüşmüş oldu.

 

            Görülmeye değer mahallî özelliklerden biri de Altın Kiraz Festivali’dir ki, her yıl Haziran’ın II. haftası başlar, 15 gün devam eder.

You may also like

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir