Soy İsmiyle Müsemma Bir ÖMÜR ve Seyfettin ÖMER…

Soy İsmiyle Müsemma   Bir ÖMÜR ve Seyfettin ÖMER…

                                                                            Semra MERAL

18semra

Taşıdığı ismin hususiyeti ile ters düşmemeyi şiar; soy ismiyle müsemma bir ömür sürmeyi düstur edinmiş ‘bir yazar, bir münevver’ dir bizim Seyfettin Ömer…
Cahit Sıtkı’nın  ‘ortası’ dediği (35+1) otuz altı  yıllık  kısacık ömrüne,  yüz kırk şah-eser inşa eden; bir baş usta, bir ser-mimardır bizim  Seyfettin  Ömer…
Sıradan olmayan disiplinli ve ilkeli şahsiyetiyle bir önder; bizzat Balkan Savaşlarına katılarak düşmanı rüyasında değil, topun namlusunda gören onurlu  bir  askerdir -babası gibi- bizim Seyfettin Ömer.
Roman türünün gölgesi altında sesi soluğu çıkmayan hikâyemizin-öykümüzün   kurucu  lideri, bir otorite ismidir bizim Seyfettin Ömer…
Dünya edebiyatında  ‘olay hikâyesi’ olarak adlandırılan Mapasan tarzının edebiyatımızdaki en büyük temsilcisi, ‘Genç Kalemler’ gibi idealist bir derginin ‘gür sesi’dir, bizim Seyfettin Ömer…
Evet dediğimiz gibi, çok kısa da olsa, soy ismiyle  müsemma bir ömür sürmüş ve sanki soy ismi ile ters düşmemek için ‘dinin kılıcı’ olmaya ahdetmiş ve sanki hak, hukuk  ve hakkaniyeti temsil etmeye azmetmiştir bizim Seyfettin Ömer…
Bir adalet timsali, bir hakkaniyet erbabı  ikinci İslâm Halifesi Ömer-ül Faruk’un ismini taşımak o/nur/u/nu yaşarken; zerre kadar gölge düşmesin  titizliği sarmış olmalı ki dört yanını da; ondan o kadar  güzel olmuştur  hikâyeleri ve ondan o kadar özel olmuş şüphesiz çoğu baş kahramanları…
Ve işte ondan hem ‘Ömer’in hakkını vermiş, hem de Seyfettin’in…
Ve işte ondan efendim;  ‘yapıcı bir tenkid mektebi’ olma ilkesi ile yola çıkan Poetik-Haber’e, Ömer Seyfettinimizle başlamak bahtiyarlığı  taht kurdurdu, bizim  bahtımıza da…
Ömer Seyfetinimiz…
Hani şu su  gibi berrak ve bir o kadar akıcı sözü ile bir edip ; ateş gibi yakıcı özüyle bir hatip olan Ömer Seyfettin’imiz…
Hani şu  sözü, hiç mi hiç eğip bükmeyen; okurunu hiç mi hiç yormayan Ömer Seyfettin’imiz
Hani şu, eserlerini anlatmak için yeni bir açılıma, yeni bir açıklamaya yer vermeksizin, ‘leb’ demesinden okuyucularının hemen ‘leblebi’yi anlayıverdiği samimi ve sade, içli ve içten bir anlatıma sahip  olan Ömer Seyfettinimiz…
Olayı; yer tasvirleri ile bir  kabaca  söylemi ile ‘çevre düzenlemesi’ ile kapatmayan, abartmayan Ömer Seyfettin’imiz…
Kişi veya kişileri, duygu sağanağına tutmayan veya tabiri caizse âdeta ‘bir tahlil raporu’na boğmayacak kadar bir kelâm erbabı olan Ömer Seyfetinimiz…
Basit, sıradan, olağan şeyler O’nu ilgilendirmeyip  günlük hayatın içinde akıp gitmesine müsaade ederken; içlerinden çekip çıkarması gerekenlerde bile  ahlaki- milli-yerli bir değer yüklemesini çok iyi bilen bir sosyolog, bir düşünür, bir münevver olan Ömer Seyfettin’imiz…
Toplumun aksak yanlarını ustalıkla anlatan, püf noktaları gözden kaçırmayan  bir ressam gibi titizliği seçen Ömer Seyfetin’imiz…
Taraflar arası müsabakaları çok iyi idare eden ‘bir hakem’ gibi tarafsız olan Ömer Seyfettin’imiz…
O günkü şartlar gereğince, oldukça  yalın bir dil ve şatafatsız  bir üslûba ve de hikâyelerindeki olayı döndürüp dolaştırmamasına rağmen; düğümü en belirleyici noktada atıp, sonucu da en alıcı, en vurgulayıcı bir biçimde tamamlayarak okuyucusuna; ‘iyiye minnet, kötüye lanet okutmak’ta fevkâlade bir başarı sergileyen Ömer Seyfettin’imiz…
[Hakkaniyeti ‘panter’e değil, ‘kantar’a bırak/ S.M.]an ve güçlüyü değil, haklı’yı kazandırarak ; okuyucuya rahat bir nefes aldıran ‘bir hâkim gibi’ hukuku işleten Ömer Seyfetinimiz…

Onun baş kahramanları  birer  Ömer Seyfettin olarak selamlarken bizi; –çünkü hemen hemen her yazar eserinin bir parça baş kahramanı değil mi ki?–
Biz  bağrımıza basarken   bu erdem erbabı yiğitleri;
O, birer fazilet timsali kahramanlarını göklere çıkarmadıkça rahat eder mi ki?
O’nun yüreği; vicdansızı, insafsızı, şefkatsizi, saffetsizi; kötüyü, yanlışı, çirkini  yerin dibine batırmadıkça susar mı ki?..

Hikâyelerinde devletimizin bekasını ; milletimizin refahını işlemiş olan bu mümtaz duayenimiz vefat edeli seksen’e bir kalmış olmasına rağmen ‘Acaba hakkı lâyıkıyla teslim edilmiş mi?’ diye düşünmemizin zamanı çoktan geldi de geçti desek, acaba haksız mıyız ki?
Asla bir mağdur değilse de, ahbap çavuş ilişkileri ile göklere çıkarılan kırık-dökük yazılarla, alık-çalık şiirlerin havada uçuştuğu bi dönemde isteyerek veya istemeyerek hafızalardaki yeri belirsizleştirilmeye çalışılan isimlerden biri de bizim  Ömer Seyfettin değil mi ki?..
Peki  “ böylesi bir değeri, bırakalım göklere çıkarmayı, ‘hikâyelerinin  som altından  tahtı’nı  iade edelim yeter…” desek haksız mıyız ki?..

Not: Üç Cildin , Üç Yüzü / İç Yüzü  ile devam edecek….

POETİK HABER (Edebiyat düşünce eleştiri)den alınmıştır. 25.9.2015  tarihli nüshasından

You may also like

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir