1964 yılında ZİLE’de RAMAZAN

Yusuf Meral

 

 

GİRİZGÂH

 Şu Zile bambaşka bir şehir,
Dört tarafı nostalji kokuyor.
Hangi bir tarafa baksan,
Sanki oradan tarih akıyor.

UluCâmi’nin ince minaresi
Göğe doğru uzanırken;
Eller semaya açılır,
Beyazıt-ı Bestami türbesinden.

Dardır zor geçilir sokaklarından..
Ahşap evlerle çevrilidir her yanı.
Kapıları; süslü, tokmaklı, zerzeli, oymalı
Bu şehri iyi gör tanı.

Bir zamanlar at yarışları, nam salardı dört bir yana.
Panayırı ünlüydü, tarihten bu yana.


Yağlı güreşler tutulurdu Kasım ayında,
Sicimoğulları güreş tutardı er meydanında.

Şiir yazmakla bu şehir anlatılmaz,
Yaşanmadan inan; bu şehir asla unutulmaz.
Varsa 50 yaşın üstünde hakiki Zileli
Mutlaka bu şiiri okuyup, geçmişini anmalı.

ZİLE’ME
METHİYEMSİ MANZUME

1964 YILI’nda  ZİLE’de  RAMAZAN (11.Bölüm)

Çocukluk yıllarımdı o zamanlar,
Nasıl da geçiyor, farkında olmadan yıllar.
Top oynayıp, köpek kovaladığım sokaklar
Şen şakraktı, bildik, tanıdık insanlar.

Odun Pazarı denen yerde1
Üç lüleli su akardı, kendi halinde.
Ürkek, korkak, tedirgin köylüler
Bir umudun arkasında geçim derdinde.

Soğuktan, yorgunluktan titreyen eşekler
Semerlerine vurulmuş odunlarla
Alıcı bekliyorlar, sabahın ayazında
Sahipleriyle sanki anlaşmışçasına.

“İşte” diyor birisi – ormancı –
Ayağı tökezledi eşeğin, verdi ona acı.
Kısa bir pazarlıktan sonra, satın aldı odunları.
Kurtardı eşeği ve köylüyü hacı.

Gün ağardı, şafak söktü,
İşyeri sahipleri, işçiler yollara döküldü.
Avaz avaz bağıran sığırtmaç
Hayvanları topladı, yaylıma doğru sürdü.

Odunpazarı’nda Üç Lüleli Çeşme Önünde Mustafa
DOĞTAŞ. Arkada, otomobillerin olduğu yer Zile İsyanı’nda
idamların gerçekleştirildiği alandır. Çam ağacının az yukarısında
Kel Bekir’in bağlandığı meşhur Kanlı Dut ağacı vardı.

Fotoğraf : M. Ufuk MİSTEPE – 05.01.2008 / Zile

1 Odun Pazarı Boğazkesen Caddesi’ne çıkan Uzun Sokak ve Haznedar Sokağa açılan Şehir Hamamı’nın arkasındaki meydandı. Meydanın tam ortasında üç ayrı köşesinden yirmi dört saat sürekli akan bir çeşme bulunurdu. Köylüler buraya erken saatlerde eşeklerle, katırlarla, atlarla odunlar, kütükler getirirler; bunları satarlardı. Ancak, ormancı bunları yakalarsa hem odunlara hem de hayvanına el kordu.


2
Yedi büyük leblebi imal eden imalâthane bulunmakta idi. Bunlar imal ettikleri leblebileri kamyonlarla Samsun ve Sivas’a satarlardı. Yardımcılar, Tekahmetler’in Sabri Hafız, Uzunöz’ler en ünlü imalâtçılardı. Ayrıca sayıları 40’ı bulan leblebi imal eden, küçük imalâtçılar bulunmakta idi. Çorum’un, Kütahya’nın, Tavşanlı’nın o tarihlerde adı sanı bilinmezdi.
3
O tarihlerde yirminin üzerinde sicim, ip, urgan, halat, gınnap üretimi yapılır; Taşköprü ve Kastamonu’dan getirilen kendirler burada işlenirdi. İşlenen bu ürünler yine Samsun ve Sivas’a pazarlanırdı.
4
On beşin üzerinde işlemeli, nakışlı at, eşek, katır semer ve eyerleri imal edilirdi. İmal edilen bu semerler Amasya, Tokat, Sivas ve Yozgat’a satılırdı.
5 Kırk beşin üzerinde demir işleyen imalâtçılar vardı. Üç ayrı sokak tamamen demircilerden oluşurdu. Her türlü imalât yapılır (balta, kazma, bel, zerze, tokmak, çivi, at – eşek vb. nalı, mıh, keser, bıçak, kama, hançer, orak, tandır, üçayak, sac, ersün, sac aktaracağı, her türlü kazan kulpları vs. imal edilirdi. Bunlar bütün çevre il ve ilçelere satılırdı. Zile her alanda bir üretim merkezi idi.
Leblebiciler çoktan işi bitirmişler bile.
Buram buram, mis gibi kokarlar
Hazır olan altın sarısı leblebiler2
Dükkân önünde, kıl kilimler üstünde.
Urgancılar çıkrıklarının başında3
Pür neşe halat eğeriyorlar…
Semerciler, dışarı çıkarmış semerleri4
Sabırla alıcı bekliyorlar.

Taka tak, taka tak da tak
Demirciler iş başında.
Demire şekil veriyorlar,
Kızgın ocak başlarında.5

Dükkânlar açılmaya başlar, birer ikişer..
Albenisi olan mallar dışarı çıkarılır.
Yeni bir güne başlamanın heyacanıyla
Özenle, bezenle üst üste sıralanır.

Biricik Deli Aziz köşede ellerini ovuşturuyor
Tekavütün yanındaki garajdan.6
Şoförler yel vermişler O’na
Bilmem, belki de Deli Gızı düşünüyor.7
Mavi Köşe’nin önünde Kemahlı Kemal8
Bir türlü getiremiyor pat pat patlıcanı,
“Anam kızar, çabuk gidiyim” diyor,
Ama, delikanlılar kendisini bırakmıyor.

Bugün, ramazanın arifesi..
Herkes çarşı pazar alışverişte.
Kimisi dolaşıyor, kimisi işte.
Bir başka Ramazan’a böyle başlıyo ZİLE.

Evlerde heyecan had safhada
Gelinlik kızların bazıları çeşme başında
Bazıları çamaşır, bazıları temizlik..
Çocuklarınsa, akşam pişecek aşta.

Evler baştan başa silindi, süpürüldü.
Toplanan gübürler çöplüklere döküldü.9
Koltuklarda, göğüslerde Kur’ân, ölenler unutulmadı.
Sökün etti halk, mezarlıklara döküldü.10

6 Tekavüt; felçli, yatalak, kahvehanede karyolada yatıyor ve kahve işletiyor. Sevilen birisi. Kahvehane tıklım tıklım. Hemen yanında minibüs, cip, taksi garajı vardı. Şimdiki TEK binasının bulunduğu yer.
7
Deli Gız; Kötü yola düşmüş kadın. Şimdiki PTT binasının arkasında evi vardı. Deli Aziz, her söze giden, aklî dengesi yerinde olmayan kişi.
8 Saf, temiz giyimli, biraz konuşma zorluğu çeken ama, herkes tarafından sevilen şahıs. Günler nasıl da geçiyor, bilinmiyor. İşte, bir ramazana daha giriliyor. Havalar soğuk, mevsim de kış vakti. Fakir, fukara gözetiliyor.

 

9 Her mahallede bir çöplük yeri bulunurdu. Belediyeye ait çöp ekibi; ki başlarında gür, palabıyıklı, korkak yüzlü İsmail Ağa bulunurdu. Bunlar on beş at arabasından oluşan ekiple haftada bir mahalleye gelirler; sokaklar süpürülür, çöplükler temizlenir, evlerde bulunan çöpler alınırdı.
10
Arife günü İkindi Namazı’nı mütakiben halk.. özellikle bayanlar mezarlıklara Kur’ân-ı Kerîm okumaya giderlerdi.
11
O yıllarda;Tokat, Sivas, Amasya, Yozgat ve ilçeleri dahil olmak üzere belediyeye ait bando takımları yoktu.

Ramazan’ın ilk günü dolmak üzere,
Şehir bandosu kalenin bedeninde.11
İkindi Namazı’nın sona ermesiyle,
Başlıyor, şen şakrak nağmelerine.

Böyle gelmiş,böyle gitmekte ZİLE..
Her Ramazan’ın biri, onbeşi, otuzunda
Davul ve zurnacıdan ayrı, bando takımı da
Halka konser verirdi, ikindi ve sahurda.

Âdettir ZİLE’de bütün Ramazan ayı boyunca
Her İkindi Namazı’ndan sonra, sahurdan önce
Senenin en meşhur türküleriyle,
Dolaşır fır etrafını kalenin, davulcu ve zurnacı da.

Vakit geldi çattı, ikindi vakti.
Öbek öbek çocuklar kalede gözüktü.
Davulcu – zurnacı bütün hünerlerini döktü,
Şen şakrak nağmeleriyle coştu da coştu.

Kepenkler indi, dükkânlar kilitlendi.
Ortalığı bir sessizlik aldı bürüdü.
İçinde ne var ne yok bilinmez,
Keçeci Abdullah Emmi, zembille eve yürüdü.12

Ramazan’ın ilk müjdesi Aziz Emmi’den.13
İkindi Namazı’ndan sonra,
Davul – zurnacıdan önce
Topu patlattı kaleden.

Ramazan topunu Aziz Emmi atar,
Gündüz akşama kadar yatar.
İkindi davulcusuyla birlikte,
Yatağından kalkar.

Televizyonun adı bilinmiyor,
Radyo, zaten her evde yok!
Saatin ayarlanması gerekiyor,
Başka da çare yok!

Dövücü Aziz Emmi saati yolluyor,14
Belli ki vebalda kalmak istemiyor.
Gönderdiği de zavallı bir küçük çocuk!
Bilmem ki, O’na da nasıl güveniyor?

 

12 Keçeci Abdullah Emmi, Ünal Kuşbaşoğlu’nun babası olup, çok örfli idi.Her sabah ZEMBİLLE evden ayrılır, akşam en erken eve o dönerdi. Zembil : İçinde ne olduğu görünmeyen deriden yapılmış, kulplu, bir nevi (ama son derecede zarif) pazar çantası idi (kayık şekinde).
13 Aziz YAHŞİ; kuru kahve imal eder, kahve kavurur ve ZİLE’de Ramazan topunu hep bu atardı. Kavrulmuş kahveyi demirle döverek, toz haline getirirdi.

Z

14 Şehir Hamamı’nın bitişiğindeki saatçi Kazık Diş’e; her gün saatin doğru olup olmadığı ve bakımının yapılması için saat gönderilirdi. İftarın, doğru zamanda açılmasını sağlamak için.

Evlerde bir neşe,bir coşku
Komşular bir eve doluştu,
Çünkü,bir gün evvelden

Özenerek  sıraya konmuştu.

İşte evindeyiz ,kuyumcuların Nefse Aba’nın(15)

Erişte kesilip,şehriye dökülecek sahura kadar!..
Neşe ile güle oynaya;  söylene söylene maniler
Biz de alışıyoruz  ilk gecelerine Ramazan’ın
15)Bekir Kuyumcu’nun babaannesi.Sadece,

Erkekler değil,Zile kadınları da üreticiydi.

Ramazan boyunca
içilecek çorbaların;eriştesini ,şehriyesini imece
usulüyle kendileri üretirlerdi.Ortaya büyük bir
çarşaf serilir,çarşafı kadınlar dizlerinin üzerine

alır ;on ,on beş kadın şehriye dökerlerdi.
Nefise Aba ve oğlu Nadir Abi de nur içinde yatsın!

 

O da ne; bando takımının yine nağmesi geliyor.,
Belli ki sahur vaktini haber veriyor…
Dedim ya ramazanın biri, on beşi ve son gecesi,
Bando takımı,kalede ihmal etmez ,konserini  verir

Herkes artık,birer ikişer dağılır.
Sahur için evlerde bişi yapılır.
Sonra genç,yaşlı, çoluk çocuk herkes
Arif Hoca’nın vaazı için camiye koşar.   (16)
16)Öğretmen Abdulhâlık ve eczacı Zabit Kılıç’ın dedeleridir.
büyük ulemâdandır.Vefatında “Güneş söndü” ibaresini
Çorum Müftüsü kullanmıştır.Hitabetteki üstünlüğü,
vaazlarındaki akıcılık ve  mütevazi oluşu,

Herkesi kendisine hayran bırakmıştır.İkindi vaazı için
bizim evin önünden geçerken,ben de mahalledeki

bütün çocukları sıraya geçirir,önünde saygı ile  eğilirdik.
Hiç unutulmayan ‘Müftümüz’nurlar içinde yatsın inşallah!

Büyük küçük herkes camide

Kulaklar  pür dikkat  Arif  Hoca’da

Kıssalardan, menkıbelerden  ders veriyor,
Arif Hoca kalpleri feth ediyor!

Sabah namazından sonra
Ziyaret ediliyor sıra sıra türbe ve veliler.
Bir kısmı da Hüseyin Gazi’den iniyor,
Belli ki, sahuru orada geçirmişler.

Sabah oldu,ortalıkta bir neşe bir heyecan
Çocuklar hep birlikte coşup,oynuyor..
Oruç tutan çocuklar,

Bu mutluluğu birbiriyle paylaşıyor…

Küçükler kör ebe oynarken,
Büyükler yamaçtan,kaydırakla kayıyor
Aman Yarabbi,zamanı mı şimdi,
Bir kısmı da kel  fotak mı bile   oynuyor.

Çarıkçı Abdurrahman Emmi’den(17)
Bir sapan lastiği aldım.
Denedim;taş ne kadar uzağa gidecek diye,
İndirdi Cıbırlar’ın camını “şak!” diye (18)
17)Abdurrahman(Sevindir)Emmi,Zile’de ilk meşin

Topu yapan kişi olup,çarıçılıkla uğraşırdı.Nur içinde
yatsın.Tarım ilaçları satan Vahit ve Emin
Tuğluoğlu’nun dükkanının yanıydı dükkanı.

18)’CIBIRLAR’diye atıfta bulunduğum,Mehmet Ali
Cıbıroğlu ve Yusuf kardeşlerdir.O tarihlerde  aynalı

çarık zanaatı ile meşgul olup;dükkanları, Bedesten

Cami bitişiğindeki Saraç Bahri Usta’nın yanı idi.
O gün,  kulağımı çeken çarıkçı amcalardan kısa

boylusunun(çok sevip, değer verdiğim) kayınpederim

olacağını nerden bilirdim?.Her  ikisi de  HAKK’ın

rahmetine kavuştu..Kabirleri nur,Mekanları Cennet

olsun İnşallah!..

Günlerden salı,büyük pazar kuruluyor.
Köylerden kente,sanki büyük göç oluyor.
Çarşı,pazar;köşe bucak insanlarla tıklım tıklım,
Yüzler gülüyor,cepler doluyor.

Topal Ali’nin sesi geliyor uzaktan (20-a)
Cenazeye buyrun,cenazeye buyrun.
Tümtümoğun Çeneden,
Musalla’ya doğru yol alıyorlar.
20-a)Sonraları Topal Ali’nin yerini Apuç alacaktır.
HAKK’ın Rahmeti’ne kavuşup,TÜMTÜMOĞUN ÇENE’yi

dönen  bütün hemşerilerimiz nur içinde yatsın,

mekânları cennet olsun inşallah!
Söğüt dallarına bağlanmış yemeniler,
Adettir bizim Zile’de;
Ölen her kişiyi,
Tümtümoğun Çene’den döndürürler(20-b)

 

20-b) Tümtüm Oğlu Çenesi: Meşhur ‘Uzun Çarşı’ ile

buluşan Haznedar Sokak’ta bulunan bu çene veya

köşenin  ehemmiyetini ‘bilmeyen Zileli yok!’desek yeri..

Eski zamanlardan günümüze kadar etkisini koruyan bir

efsanenin veya bir menkıbenin veya bir kıssanın gücünü
göstermesi bakımından büyük bir önem arz etmektedir.

Kuru bir geleneğin değil,bir inancın;bir ermiş kişinin

kalp gözü ile bir kerâmetinin süregelen pek mânidâr bir

bir  kıssası veya bir  hikâyesidir.( BAK! Zile’de

Camiiler-Türbeler-Veliler ve Efsaneler”kitabı sh.73-74)
Halk,omuz veriyor tabuta.
Gidiyor huşu içinde cenaze.
Ramazanın böyle bir gününde,
Uzun Sokağı adeta yara yara.

 

Cenazeye katılanlardan biri:”Allah rahmet eylesin
Ramazanı gördü,bayrama ulaşamadı” diyor.
Sonra  da öbür dünyayı,ölümü unutup,
Günlük işlerine devam ediyor.

İkindi ezanı çoktan okunmuştur,

Sabırsız çocuklar,çarşıya koşuşur.

Horozcu Emmi çoktan yerini almış,
Birer,ikişer etrafına doluşulur.

 

Rengarenk şekerden yapılmış,düdüklü horozlar,
Camlı camekanın içinde dururlar.
Kimisi bakar,kimisi ‘ah’,kimisi iç çeker,
Parası olan çocuklar birer ikişer alırlar.

Şimdi Uzun Çarşı’nın önündeyiz.
Akşam hazırlıkları hat safhada.
Kimisi iftarlık,kimisi yeşillik satıyor,
Kuyruk taa..dışarı taşmış Kel İbrahim’in fırınında.(21)
21)Zile’nin en meşhur fırıncısıdır.

Pişirdiği ekmekler sünger gibi olup;bir hafta
bayatlamaz,tazeliğini korurdu.Ayrıca
ramazan pidesi de bambaşka olurdu.

Fırın önündeki kalabalık gittikçe artar.
Pidelerin kokusu dışarı taşar.
Yumurtalı,susamlı,haşhaşlı pideler,
Bir bir dışarı çıkar.

Mis gibi kokuları uzaktan gelir,
Küçükten sini büyüklüğüne,boy boy iftarlık çöreklerin.
Her biri köşe başında,ya da yan yana
Dikkatini çeker bütün insanların.

Deli Hacı bağırır: ‘benim ki taptaze’
Apul,ondan geri kalmaz. ‘benden almayan kepaze!’
Hepsinden birer birer satın alır,
Kimsenin hatırı kalsın istemez Göynüceklizade.(22)
22)Niyazi Gülşen’in (Göynüceklilerin) ağabeyi

Enver ağabeyimizdi,nur içinde yatsın.

Gönül alır,Göynüceklizade,
Orada bulunanlara dağıtır,birer ikişer tane.
Dua eksik olmaz dudaklarda,
Beyim!… Allah sana daha çok vere!..

Artık,el ayak çekilir.
Caddeler,sokaklar boşalır.
İftara ulaşmanın heyecanıyla,
Kimisi kağnıyla,kimisi deveyle köyüne yürür.

 
Ramazan geceleri bir başka olur Zile’de

Kimisi caddelerde,kimisi evde.
Günün yorgunluğunu atmak için,
Mutlaka bulur,kendine göre bir eğlence.

Teravih namazından çıkılır,
Şöyle etraf kolaçan edilir.
Hava soğuk da olsa,
Zile Caddelerinde gezilir.

Kimisi iftarda yediğini sindirmek için,
Kimi görünmede,kimisi alış-veriş için,

Dolaşılır gruplar halinde,
Bazen de çıt-pıt,kestane,nohut almak için.

Kestaneci Şükrü’nün kestaneleri
Sini üstünde dizi dizi.
Mis gibi uzaktan gelir kokuları,
Mıknatıs gibi önüne çeker sanki bizi.

Her köşe başında bir kestaneci
Var mı Şükrü’nün gibisi.
Alınır bundan fişek fişek

Lokum gibi her birisi.

Hacı’nın patlamış mısırları,
Ondan geri kalır mı?..
Deteteci Ali’nin,
Gevrek,taze çıt pıt’ları.

Ya tombul Mustafa’nın nohutları,
Buna ne demeli?..
Ondan da ecücük almalı,
Sokaklarda biraz daha dolaşmalı.

Şule Kahvehanesi’nin önünde,
Pamuklu şeker satılıyor.
Ulu Cami’den çıkan çocuklar,
Bundan almak için can atıyor.

Günler her gün bir bir sayılıyor.
Aaaa…O da ne,kalede bando çalıyor.
Belli ki ramazanın 15’ i gelmiş,
Sokaklarda bir neşe,bir coşku başlamış..

Evlerde davet verilmeye başlanır.
Bu gün biz,Ahmet Emmimlerdeyiz..(23)
Dedem,emem,emmi ve yengelerim hep ordayız,

İftarı  onlarda, onlarla birlikte  edeceğiz..
23) ‘Ahmet Meral’ çok saydığım,sevdiğim amcamdır.

Zile sanayinin kurucusu…Atölyesi,bir sanat okulu gibi çalışmış

Çırak-Kalfa –Usta ilişkisi disiplin içinde yürümüş ; Zile’ye yüzlerce
sanatkâr ve sanayici yetiştirmiştir…Dedeme de, babaanneme de

Amcam’a  da Allah gani gani  rahmet etsin,mekânları Cennet olsun

İnşallah!…Diğer iki amcam: Hacı Hasan Ve Ali Meral ile

Emem ‘Fatma Hamamcıoğlu’ (annemin çok sevdiği tek görümcesi)

Her üçüne de, Allah ömürler versin!

 

Çocuklar ayrı,büyükler ayrı yerde,
Akşam iftarımızı yaptık hep birlikte.
Önce toyga çorbası,arkasından keşkek,
Baklava,kadayıf büyükçe tepside.

Karınlar doydu,Allah’a şükredildi.
Allah’a niyaz için abdest alındı.
Kadınlar ayrı,erkekler ayrı odada,
Hep birlikte teravih namazı kılındı.

 

Namazdan sonra sofralar tekrar donandı.
Üzüm,armut,döngel,kavun turşuları;

Köme,tarana,ceviz,hevenk hevenk vaz.

Hepsi sıra sıra ortaya kondu.

 

(DEVAMI VAR…)

1964 YILI’nda  ZİLE’de(3.Bölüm)

Ramazan’ın Son Günleri İle

Kadir Gecesi ve Bayram
İyi ramazanlar temennisiyle
Bir ramazan günü de böyle geçti.
Cumartesi günü dedemlerde buluşmak üzere,
Herkes birbiriyle vedalaştı.

Adettir ramazanın 15’inden sonra
Gece hamamları açılır bayanlara.
İftar,teravih namazından sonra,
Sahura kadar girilir hamamlara.

Hamamların bayan ustaları sokaklarda.
Bir tanesi de bizim kapıyı çalıyor.
Koştum  meraktan yanına,
Baktım,annemi çağırıyor gece hamamına…

Annem “….Hanım biraz bekle” dedi.(24a)
Neden sonra tirki’yle bulgur getirdi.(24b)
Usta, belli ki buna  memnun oldu.
Dua ede ede torbasına yerleştirdi.
24a)CANIM ANNEM ‘Fadime Sultan!’ Annelerin Annesi!..

Çavdarların Mehmet’in kızı,dört kız kardeşten ikincisidir.

Büyük teyzem;çok sevdiğim ağabeylerim Avukat Asım

Turgut ve Mümtaz Yeşiltan’ın rahmetli anneleridir.

Ölünceye kadar çalışmayı bırakmayan Dedem marangozdu.

Boyacı Hasan Ağa Camisinin  kubbesindeki ağaç işçiliği

O’na aittir. Her üçünün de kabirleri nur, mekânları Cennet

olsun İnşallah. Diğer sevgili iki teyzem, Hatice Şentürk

ve Mebruke Baştuğ’a da Allah uzun ömürler versin!….

24b)Tirki:İçi oyulmuş, saplı, büyükçe kap.

Naciye Emem annemle  hamama giderken(25a)
Hamam yaygısını  benimle yollar…
Selamını söylerken ememin ve annemin
Halıyı serip, tası kurnaya götürürler..(25b)
25a)Emem,Tekâmetlerin  Sabri Hafız’ın hanımı.

Her ikisi de  ailece bizi,biz ailece Onları severdik..

Her ikisine de Allah gani gani rahmet etsin!

Mekânları Cennet olsun inşallah!

25b)Halı serilen yere de tas konulan kurnaya da

kimse gelip oturmazmış(Ozamanın bir bakıma

rezervasyonu…)
Hamamlar,ramazanda bir başka olur.
Sohbetlerle birlikte yıkan da yıkan.

Lakin, ustalar  bağırır da  bağırır:
“Sular soğuyo ha, soğuyo sular”(26)
26)”Hadi süre doldu,yeter çıkın, bizden söylemesi”
anlamında hamamdakilere bir uyarı.
Hamamlardan birer ikişer çıkılır.(27)
Davul-zurna kalede çalınır.
Hazırlanan börekler,
Çayla sahurda yenilir.
27)O tarihlerde Zile’de beş tane tarihi hamam
faaliyet göstermekte idi( Şehir-Sabah hamamı
Tekke hamam,Yeni hamam,Işık ve Küçük hamam)
Tombala ramazanın baş oyunu.
Kahveci az çeker,çayın suyunu.
Takılırlar durmadan Godek Kemal’a
Herkes bilir O’nun iyi huyunu.

Kahve dolup dolup taşar.
Yer bulamayanlar şaşar.
Bir iskemle bulup oturanlar,
Şansını aramaya başlar.

Erkekler yavaş yavaş evlerine dönerler
Godek Kemal’ın kahveden.(28)
Kimisi çinkoyu,kimisi tombalayı
Beşden, otuz ikiden kaçırdım diyerekten.
28)Evlerde bırakın  televizyonu;radyo,teyp bile

olmadığından  erkeklerin çoğu o zamanların en meşhur

olan Tekavüt’ün, Arabın,Godeğin kahveleri ile ve Şule”
kahvesine giderek günün yorgunluğunu atmaya çalışırdı
Hepsi Allah’ın rahmetine kavuştu.1.bölümde

arz ettiğimiz saatçi amcam  Kemal Türker Ağabeyimizin

muhterem babaları ile pidelerinin tadı damağımızda Fırıncı

İbrahim amcamızın da mekanları  Cennet olsun inşallah!

 

Ramazanın son on beşi ile birlikte,
Mahalle fırınları açılır,
Ketelerin,halkalı ekmeklerin mis gibi kokusu,
Taa..köşe başlarına yayılırdı.

Annem bir kucak odunla beni saldı.

Ümüs’ün Abaların evine.(29)
Fırın burada da yanmış,hazırmış

Bizim eve de yapılacak kete.
29)Culfalık denilen o eski dokuma tezgâhında peşkir,

(bir çeşit havlu) çarşaf, kıvraktan iç çamaşırı dokuyarak

Geçimini temin eden  seksen yaşlarında bir ninemiz.

Aba:Zile’de o zamanlar ‘teyze’ anlamında genç,yaşlı

farkı gözetilmeksizin kullanılan bir hitaptı.
Her mahallede var,böyle bir iki fırın
Usta der,”yemeden önce keteleri iyice ısıtın”
Kimisi evden sinilerle getirirken hamurları
Bazıları da eve taşır,çıkan mayalıları.

 

 

Bayram hazırlıkları da başlar bir yandan.

Kimisi elbise derdinde,kimisi ayakkabı
Usta usta arastalar dolaşılır.

Siparişler alınır-verilir. (30)
30)O tarihlerde Zile büyük bir fabrika gibi idi.
Sanki bir el tarafından bir iş bölümü yapılmış
gibiydi. Ellinin  üzerinde terzi vardı. Ayrı dükkân,
yan yana,karşı karşıya,hatta bir bina bütünüyle
terzi emmilerimizle dolu olduğu gibi,’terziler arastası’ adı
verilen bir sokak da tümüyle terzi dükkanı ile dolu idi.

Babam da terziydi, annem de benim,

Takımım babamdandı,gömleğim annemden;

Hiç geri kalır mı bacılarım Lütfiye ile Naciye

Canım kardeşim Sabri  de  hiçbirimizden…

 

Gelmiştir sıra ayakkabıya (31)
Babamla gittik Düğmeci Hacı’ya (32)

Ayağımın ölçüsünü aldı ve söz verdi,
Bayramdan önce yetiştireceğim dedi.

31)Elbise gibi hazır ayakkabı da olmadığından,yine Zile

otuzun üzerinde ayakkabıcı ve ayakkabı imal eden

İşyerleri mevcuttu.

Turhal,Çekerek,Sorgun,Yerköy,Akdağmadeni bütün

İhtiyaçlarını  Zile’den karşılardı.
32)Hacı  Bekir Mantaş,Rahmetli öğretmen Ömer

Mantaş’ın babası. Her ikisine de Allah rahmet etsin.

Terzi dükkanları çok kalabalık.
En meşhurları Hüseyin  abi ve  Hacı Mehmet usta

Her biri,diğerinden usta.
Değmeyin keyfine , en iyisi de Şemi Usta.(33)
33)Avukat Kemal Özgöçmen Ağabeyimizin

kayın pederi ;Rahmetli Osman ve rahmetli

İhsan Emektar’ın  babaları.Her üçü de

nurlar içinde yatsın,mekânları cennet olsun

inşallah!

Hacı Mehmet Usta  çok ihmaldir, iyi usta da(34)

Başında bekleyip de demlemezsen çayını,
Bu bayramda bırak ceketini almayı;

Benden söylemesi pantolonu zor alırsın kurbana da…

 

34) RAHMETLİK BABAM: Çok iyi bir usta

olduğu halde, bonkör bir terzi olduğu için,

bir türlü iki yakası bir araya gelememiştir..

Nurlar içinde yatsın,mekânı Cennet  olsun

İnşallah!

 

Bir hafta öncesinden sıraya girdik,

Rıza Dayı’nın kadayıfları için.(35)
İp ince,tel tel çeker kadayıfları,

Bunu yıllardan beri bildiğimiz için.

 

35) İşini hakkıyla yapan Riza Dayı

Ya da ALLAH gani gani rahmet etsin!

Mübarek Kadir Gecesi’ne ulaşıldı

Ulu Camii’de büyük mevlid var.
Olsa da sokaklarda diz boyu kar

Cümle âlem hep oraya aktı…

 

Hava soğuk,dışarı ayaz,
Çocuklar bağırıyor avaz avaz:

“Beyazıt-ı Bestami’ye gidelim,
Orada Sakal-ı Şerif var!”

Büyük bir coşku ve heyecanla
Beyazıt-ı Bestami’ye gidilir.
Sakal-ı Şerif salâvat ve tekbirlerle
Hoca’nın elinde öpülür.

Cam kavanozun içinden bile
Sakal-ı Şerif misk-i amber kokuyor,
Salavat ve tekbir nidaları arasında,
Büyükler kendilerinden geçiyor.

Vee…sayılı günler bir bir bitiyor,
Bir ramazan da böyle geçip gidiyor
Üç değil, iki gün sonra,
Mübarek Arife’ye giriliyor.

Bayram hazırlıkları başladı bile.
Keteler,baklavalar fırından çıkarken sinilerle.

Fakir fukara gözetiliyor,

Verilen zekat ve fitrelerle.

İşte,işte  bitiyor  arife de
İkindi namazı ile…
Şehrin bütün mezarlıkları dolup taşıyor
Erkeği,kadını-kızı çoluk çocuğu  ile…

Akşam,son defa top atıldı.
Bayramlıklara şöyle bir bakıldı.
Yeni alınan ayakkabılarla

Sabaha kadar birlikte yatıldı.

Sabah camiiye  erkenden gidildi

Kalmamak için dışarıda..

Arif Hoca’nın son vaazında
Camiye de vedâ edildi..

 

Eda edilirken huşu içinde Bayram namazı

Herkes birbiriyle tokalaşıp  bayramlaştı.

Kaleden top atışıyla,

İşte işte Ramazan Bayramı başladı.

Büyük küçük herkes mezarlıklarda,
Unutulmaz burada yatanlar da.
Yasinler,fâtihalar okunur,dualar yapılır,
Buruk bir hüzünle sevenler  kabristandan ayrılır.

Yine bir ramazandan sonra,
Bayrama sağ-selim ulaşıldı.

Bayramlıklar heyecanla giyildi.
Gidilecek yerler birer birer sayıldı.

 

Kim daha çok para verecekse,
Önce oraya gidilir
Gönül almak,hatırlanmak için,

Konu-komşu;akraba bir bir dolaşılır.

Şekerler,leblebiler yenilir

Toplanan paraların bir bölümüne el konulur
Geriye kalan parayla,
Oyuncakçı şişman Şevket’in  yolu tutulur..

 

Bayramlarda benim bir plastik topum,

Bir de; yalancı tabancam olurdu..
Semra’nın da  çöpten bir  bebeği varmış,

Ama kayınvalidemin diktiği entarileri çokmuş!..

 

37)Bir Osmanlı kadını ve ‘on parmağında

On hüner’ tâbirine müstesna bir isim olarak

‘Kayınvalidem  Şükriye Cıbıroğlu’ dur desem

Hak’kı  teslim etmiş olurum. YÜCE ALLAH ;

sağlık,sıhhat,afiyet ve ömürler versin.

Dualarını  almayı nasip etsin, ‘tek büyüğümüz’

olarak, başımızdan eksik etmesin inşallah!

 

 

Nerede o eski ramazanlar, o eski bayramlar?..
Yıl içinde olsa da bir acı, çekilse de  sancı

Hızır gibi yetişirdi “O eski ramazanların

Ve eski bayramların sevinci ve tacı !.”

 

İnşallah daha nice ramazanlar da

Sizlerle, sizlerle  olsun dostlar;

İnşallah daha nice bayramlar da

Sizlerle , sizlerle olsun  dostlar!…

YUSUF MERAL

 

NOT: “Yukardaki manzumumemizde ismi veya işi geçip de sehven unuttuğumuz veya  bilmeyerek  yer  vermediğimiz Ahiret’e intikâl etmiş bütün değerlerimizin istisnasız cümlesinin ruhuna ‘fâtiha’ lar gönderiyor , yaşayan büyüklerimizin  ellerinden öpüyor, küçüklerimize  esenlikler diliyor ;

 

                   ALLAH’ IN  SELÂMI, KALEMİN  KELÂMI İLE…

                                    

                                    “İNŞALLAH NİCE RAMAZAN,

                                   NİCE  KANDİL- NİCE KADİR

                                                         ve

                                  İNŞALLAH NİCE  BAYRAMLARA…”

                                                    diyoruz…                                   

                                     Semra Meral-Yusuf Meral

 

 

You may also like

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir