Sergül VURAL

 

sergül

1964 de Kayseri’de doğdu. İlköğrenimini Bilecik’te, liseyi Erzincan’da bitirdi.
1995 yılında Anadolu Üniversitesi İktisat Fakültesi lisans bölümünden mezun oldu.
1997 yılında özel bir araştırma şirketinin Kayseri temsilciliğini yürütmeye başladı. Anadolu İlim ve Edebiyat Eserleri Sahipleri Meslek Birliği (ANASAM) yönetim kurulunda iki dönem görev aldı. Şair Türkiye Yazarlar Birliği ve İlesam üyesi olup; evli ve iki çocuk annesidir.
Kendine özgü bir yeteneğe sahip olan Sergül Vural; şiiri, hayatın kendisi olarak kabul eder. Olgun ve derin bir duygu yoğunluğuyla yeni anlatım biçimleri arayarak, farklı yorumlara uygun gerçeklikte şiirler yazar. Temaları genellikle şahsi duyarlılıkların ürünüdür. Üretme gücünün kullanılması yoluyla zengin çağrışımlı kelimeler seçer.
Aldığı ödüller:
“Bir Annenin Gözyaşları” isimli eseriyle 2003 yılı ANASAM meslek birliğinin düzenlediği “kültürde öze çağrı şiir yarışması” ında 3. lük,
“Bir Günde Dört Mevsim” isimli ikinci şiir kitabıyla; 1 Nisan 2007 de Gündüz Kitabevi- Anayurt Gazetesi 2. Şiir Yarışması kitap dalında takdirname ödülü,
“Aşk Ateşi” isimli eseriyle, 2007 “Okumaca Aylık Genel Kültür Dergisi” şarkı sözü yarışmasında mansiyon,
“Bir Dünya Harikası” isimli eseriyle, 7 / 8 Eylül 2007 2. Kapadokya Ulusal Şairler Buluşmasındaki Kapadokya Konulu Şiir Yarışmasında 3.lük
“Mavi Nûrun Peşinde” isimli eseriyle, 29.04.2008 yılında KUBADER Derneği’nin Peygamber Efendimiz S.A.V. in en güzel şekilde anlatılması ve edebiyatımıza yeni şairler ve şiirler kazandırılması gayesiyle düzenlemiş olduğu naat yarışmasında mansiyon,
“Güvercin Vurulunca” isimli eseriyle, 2009 Ümraniye Belediye Başkanlığınca düzenlenen “Serbest” Konulu 5. Geleneksel Şiir Yarışmasında mansiyon,
“Mavi Nur” isimli eseriyle, Türkiye Diyanet Vakfı 2009 Na’t Yarışmasında 4. lük almıştır.
Şiirleri Berceste, Erciyes, Çemen, Yeniden Diriliş, Mavi Sürgün, İzmir Dikili Ekin, Mavi Sürgün, Yağmur, Kümbet Altında, Okumaca, Güllük, Bizim Ece, Sukut, İklim, Akpınar ve Kayseri Kültür Ocağı dergilerinde yayımlandı. Kayseri Hakimiyet Gazetesinde 2009 yılında “Duygu Yansımaları” isimli köşe yazılarına başladı.
Naz Çiçeğim (2002), Bir Günde Dört Mevsim ( 2006 ), Süveyda ( 2009 ) adlarında yayımlanmış üç şiir kitabı; İncesu’dan Sesleniş (2006) adında bir antoloji kitabı bulunmaktadır.
NİÇİN ŞİİR?
*Neden şiir, diye bir soruya cevabım; Şiir benim duygularımın dert ortağıdır. Bazen beni benden daha iyi anlayan en vefalı dosttur. Benim yazım felsefem Yunus Emre yolunda ”Yaratılanı severim Yaratandan ötürü” diyerek aşkla muhabbetle dolu bir yaşam sürebilmek; Hz. Mevlana gibi “Gönül O’nu ister, her şey bahane…” diyebilmek; Şiirlerimde de bu doğrultuda eserler verebilmektir. Şiir kelimeleri ustaca kullanma sanatıdır. Türkçenin zengin kelime dağarcığında kullanmayı bilen için hiç de zor olmayan bir güçtür bu… Şair bu gücü sonuna kadar kullanmalıdır. Ben de kelimelerle bu dansı seviyorum. Sanırım o yüzden şiir yazıyorum…
YAZAR, NE YAZAR?
*Neden yazı, diye bir soruya cevabım ise, şiirin kalıplarından taşan duygularımı taşıdığım bir alandır yazı benim için. Çağlayarak gelen duygularımın şiir bentlerini yıktığı zamanlarda sığındığım bir liman gibidir adeta. Yazmak hayatımın vazgeçilmezlerinden olduğu için şiirlerimde tekrara sebebiyet vermek istemediğim zamanlarda da yine deneme sandalına binerek açılırım açıklardaki deryalara… İki kitaplık deneme yazım var… Bu yazılarım “Mâverâ” ve “Mâsivâ” isimlerini verdiğim kitap dosyamda okuyucusuyla buluşmayı beklemektedir.

ŞİİRİM

Yüreğimde bir çift göz, gök mavisi şiirdir:
Kanatları sedeften, pırıltısı sihirdir.

Semavî ilhamlarla çağlayarak dökülür,
Ardından saf duygular ilmek ilmek sökülür.

Günlerimin renginde canlanır başka âlem,
Damarımda her damla şiir olur dem be dem.

Ah, bu şiir sevdası, bambaşka bir sevdadır,
Bilseniz derinlerde nasıl gizli dünyadır.

Âsumanımda güneş toprağı yakar geçer,
Hamları pişirirken, ırmağı yakar geçer.

Beklenmedik anlarda rahmettir mavi şiir,
Yağdıkça kâğıtlara dizeler olur nehir.

İnci, mercan, sedeften mısraları salınır,
Zordur erişilmesi kıtalara dalınır.

Ah, bu şiir sevdası, bambaşka bir sevdadır,
Bilseniz gecelerde nasıl gizli rüyadır.

Kalemidir gemisi, rotasıdır yüreği,
Kelimeler harita, kaptanıdır emeği.

Özüne dalgalanır yüreğimin engini,
Damlalar mürekkebim, derya şiir zengini.

Yol biter, şiir bitmez; döner durur semâzen;
Biterse ben biterim, söner mavide neyzen.

Ah, bu şiir sevdası, bambaşka bir sevdadır,
Bilseniz yüreğimde nasıl gizli hülyadır.

SÜVEYDA

Kalbimdeki basîret ve olgunluk beneğim,
Ne olursun, tut beni, tut belimden süveyda.
Sen gözümün bebeği, sen ki sevda meleğim,
Dehlizlere düşmeden tut elimden süveyda.

Şu kararan kalbimin kardan beyaz noktası,
Kim demiş kara diye, sen ki sevda ustası?
Sana kara diyenin mürekkebi, hokkası,
Dökülmesin üstüme, tut kolumdan süveyda.

Mehtabın yansıması, kara değil ak yüzlüm,
Nasıl ısıttın, nasıl, güneşe hasret özlüm?
Yakıyorsun gönlümü kömürden kara gözlüm,
Sönmesin bu yangınım, tut selimden süveyda.

Gönül pâyitahtıma vekil kıldım seni ben,
İster yaşat sevdanla, öldür beni istersen,
Yeter ki hiç dokunma ateş oluyor bu ten,
Yüzüyorum alevde, tut salımdan süveyda.

Uykuyla uyanıklık arasında bir yerde,
Sıkışıp kalmaktayım nedense her seferde,
Kurtarmak için beni, haydi haykır “yeter” de!
Baharlarım kaçıyor, tut dalımdan süveyda.

Mısralarım tutuklu dudaklarım kilitli,
Açılmayan kapılar açılmaya niyetli,
Anahtarım sendedir, bu can sana akitli,
Dökülsün gönül sesim, tut dilimden süveyda.

Geçti rahvan saatler tutamadım dünümü,
Bırakma tuzaklara, set ol da kes önümü,
Yardım et ne olursun kurtarayım günümü,
Esiyorum gün be gün, tut yelimden süveyda.

ÖRNEK BİR DENEME YAZISI

ERCİYES’İN EMZİRDİĞİ ŞAİR OLABİLMEK
Şimdi; gönlümün derûnunda baharda yazları beklemeler var… Dallarında gülümseyecek meyveleri özlemek… Kucağımda toplamak hasatları sepet sepet… Kalemin bereketiyle başaklara sarılmak… Erciyes’in emzirdiği bir şair olabilmek…
İşte bu rüyâ, işte bu hayâldir beni yaşatan… Sessiz adımlarla yürürken bastığım yerlerden çığlıklar geliyor… Duyuyor musun?
Emin olmalıyım yolların rehberliğinden… Teslim olmalıyım pusulamın göstergesine… Yorgunluğuma aldırmadan ilerlemeliyim; satır satır, mısra mısra…
Ey rüzgâr, savur beni gideceğin yerlere… Ufukların ardından dönmemek de var, kaybolmak da, haramilere düşmek de var karanlığın ağlarında… Koru beni, ey gözlerinde baharın yeşilini gördüğüm rüzgâr; tut kanatlarımdan…
İçimde saklanan baharların dallarında, çiçekler yanıyor. Alabora olmuş akkor fırtınalar… Ateşe atılan İbrahim’e talipsem ne fark eder ki yanmalar. Ben o yangına bedenimi değil, rûhumu atıyorum. Sevmenin adanmışlığında, beklemenin ecelinde saklanıyor sabrımın sınırları.
Ah bir bilsem! Ah bir bilsem; sevdâ gemisinin yerini, kaldırmam mı yan yattığı yerden? Öyle bir saklanmış ki derinlere… Kimseler göremez… Kimseler bilemez… Kimseler anlayamaz… Anlayanlar çözemez; alaboralı geminin sırrını…
Kendimi bulmadığım bir hikâyede kahraman olamam… Yalnızlık zor… Anlamsızlık daha da zor… Yalnızlıktan sıyrılan rûhumun titremesi depremden beter… İçimde fokurdayan bir volkan var, dışımda dondururcu kar…
Karışık rûh hâllerinde yarımı kaybetmişlik içindeyim. Fikrimde gezdirdiğim bülbül ötüşlü dost, zikrimden kaçmakta…
Çok istediğim şeylerin geç kalmışlığında çırpınıyor can…
Yaramaz duygularımla beraber yücelerde çığlık çığlığa haykıran, dağların yalnız kızı olmayadır özlemim…
Sevmek korkulur hâle gelmiş, sevilmeler unutulmuş. Penceremden kısa süreli soluklanmalara hasretim.
“Git” de… “Kaç” de… Diyebilirsen…
Vardır bu soluğun bir hikmeti… Veya cenderesi… Ya da cenneti…
Tesadüf değil ki yaşamak… Tesadüf değil ki nefes almak…
Boşuna bekleme kolay kaçmam; hem de yarışmam… Ne yenmeyi severim, ne de yenilmeyi… Yüreğimin dağlarında kendimle hapis kalmışken Erciyes’in emzirdiği bir şair olabilmeyi dilerim…

You may also like

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir