ARİF KILIÇ

Semra Meral-Yusuf Meral

            

            Âlîm, fâzıl, mütteki, müteverri, halim, selim, sahi, vefi, sabur, rahim ve şefik olan Arif KILIÇ H. 1316 (M. 1899)’da Zile’de doğmuştur. Babası sülâhadan meşhur Abdurrahman Sait Efendi, Annesi Tekkeşinler’den meşhur Müsevit Abdullah Efendi kerimesi MERYEM HANIM’dır.

            8 yaşında Kurşunlu Mektebi’nde eğitime başlamış, ancak babasının genç yaşta vefatı üzerine hafızlığı bitirmeden ayrılmıştır. Daha sonra Tekke Dairesi Medresesi’ne devam eden Arif KILIÇ, burada Tekkeşinzâde Mehmed Efendi’den ders almaya başlamış, bilâhare Abdüllâtif Efendi’den icazet almıştır.

            Abdüllâtif Efendi’den icazet aldıktan sonra, Amasya’ya giderek Dar-ül Hilâfe Medresesi’nde tahsil hayatına devam etmiştir. Bu medresenin İmam Hatip Okulu’na çevrilmesiyle, mezkûr okula devam edip, buradan da “Aliyyül âlâ” derecesiyle H. 1341 (M. 1923)’de mezun olmuştur.

            1926 – 1933 ve 1943 – 1953 yılları arasında Zile Halk Kütüphanesi’nde memur olarak görev yaptıktan sonra, halkımızın da büyük arzuları üzerine münhal bulunan Zile Müftülük makamına 1953 yılında müftü olarak atanmıştır. 1953 – 1972 yılları arasında Zile’de müftülük görevinde bulunmuştur.

            Müftülüğü esnasında memleketimize ölmez eserler bırakmışlar, hayırsever Zileli hemşehrilerimizin maddî ve manevî destekleriyle de bütün câmilerimiz onun sayesinde ve önderliğinde mamur hale getirilmiştir. Lise’nin yapılmasında, diğer sosyal hizmetlerde ve İmam Hatip Lisesi’nin yaptırılmasında büyük gayret ve çaba göstermiştir.

            Çok mütevazi bir kişiliğe sahip olan Arif KILIÇ, şan ve şöhreti sevmez, ilim ve irfanını kimseye bildirmezdi. 18.07.1972 tarihinde vefat eden kıymetli müftümüzün, Zile tarihi üzerine geniş bir araştırması mevcut olup, Kitab-ül ibraz ile Hadikatün El Nüdbe eserlerini Türkçe’ye tercüme etmiştir. Ancak eserleri tab edilmeyip, müsvedde halinde kalmıştır. (Daha geniş bilgi için Şeyh Edhem Çelebi konusuna bakınız.)

 

ZİLELİ

            Sayın Rahmi DÖNMEZ Bey kitabının önsözünde şöyle diyordu : “Kalitesi ve muhtevası itibariyle bir şey ifade etmeyen bu kitabı gayet orijinal resimlerle süslemek en büyük arzumdu. Ne yazık ki bu arzumu anlayan, duyan olmadı; eser bu bakımdan ayrıca bir bahtsızlığa uğradı.

            Bu iş için hazırladığım resimler hususî albümde kaldı. Şimdiye kadar, Zile hakkında değerli meslektaşım Cahit ÖZTELLİ‘nin ‘Zile Şairleri’ isimli eserinden başka hiçbir eser neşredilmemiştir. İnşaallah bu küçük eseri daha selâhiyetli kalemlerin yazdığı daha kıymetli eserler takip eder. Tek sevincim budur.”

            Yazdıklarından meslektaş olduğumuzu anladığım saygıdeğer hocam! Gönlün müsterih olsun. Sonuca tam olarak ulaştığımızı iddia etmesek de bu yolda çalışmanın mutluluğunu bizler de tatmış bulunuyoruz.

            Seni yaşatmak, 32 yıl önce Zile için yapmış olduğun hizmeti, hayırla anmak için kitabındaki ‘ZİLELİ’ başlıklı yazıyı aynen alıyor ve Zileliler adına sonsuz şükranlarımızı bir defa daha sunuyoruz.

            «Zileli, Anadolu’da Türk ırkının çalışkanlık ve muhafazakârlık bakımından dikkati çeken bir tipidir. Tokat, Amasya, Sivas ve Turhal’ı görerek Zile’ye gelenler şehrin umumî havasında sezilen muhafazakârlığı halkın geriliğine yorarlar.

            Halbuki ZİLELİ hiçbir zaman geride kalmak istemez. Onun yeri daima öne yakındır. Ama tam önde de değildir. Gerçi Zile’de bina inşaatı, dükkân donatımı ve kadın giyinişi bakımından gözle görülür bir gerilik müşahade edilirse de bu geriliğin mutlaka sebebi değildir.

 

Zile altı yüz yıllık Osmanlı saltanatı zamanında hiçbir imar ve ihya hareketine sahne olmamıştır. Zile son yıllara gelinceye kadar daima ihmale uğramıştır. Zile fabrika, askerî birlik, okul veya çok sayıda memur gibi bir yerin içtimaî bünyesini değiştiren içtimaî faktörlerden uzak kalmıştır.

            Ve nihayet Zile âdet ve an’anelerine taassup derecesine bağlı olan halkının ihmaline uğramıştır. Zile’nin en mümeyyiz vasfı çalışkanlığıdır. İddia edilebilir ki Anadolu’da erkeği ve kadını bu kadar çalışkan bir belde halkı daha gösterilemez.

            Başkalarına muhtaç olmamak, ev, bark, tarla, bağ sahibi olmak Zile’nin en büyük endişesidir. Yaz, Kış Zile daima sabahın erken saatlerinde uyanır. Çiftçiler tarlasının başında, demirci örsünün yanındadır. Çocuklar ya okula veya bir san’at dükkânına çırak olarak devam eder.

         Kadınlar evde, bağda, tarlada kocasının en yakın iş arkadaşıdır. Pancar mevsiminde Zileli kadın kocasından daha fazla çalışır. İhtiyarlar yeni nesillere çalışmanın bir saadet olduğunu daha çok çalışmanın daha çok kazanacağını telkin etmek isterler.

            Zile halkı hayatın bir mücadeleden ibaret bulunduğuna dogmatik olarak inanır. Bu inançla o, eğlence nedir, bilmez; çok defa çalışarak eğlenir. Çalışmanın verdiği iç huzuruna Zile kendini o kadar kaptırmıştır ki çalışmadığı zamanlar âdeta rahatsız olur. Bütün kötülüklerin kaynağı olan işsizlik Zileliler için affedilmez bir suçtur. Birini kötülemek için Zile’de işsiz, güçsüz demek, kâfidir.

            Çalışkanlık Zile kadınına büyük bir üstünlük vermiştir. Vücut tenasübü, Zile sokaklarında çifte gerdanlı ve göbekli salon bayanları ile züppe beylere pek az rastlanır. Muhafazakâr ve çalışkan Zileli aynı zamanda pek tutumludur. Yarını düşünme duygusu onu o kadar ekonomik yapmıştır ki, yabancılar çok defa onu hamiyetsizlikle itham ederler.

            Ticaret hayatında da hareketli ve cesaretli olan Zileliler muhitlerinin Kayserili’si olarak tanınmıştır. Eğer bu bir meziyetse şüphesiz zekânın da bunda hissesi vardır. “Zileli, iş gücü hileli” sözü Zileliler için kafiyenin yaptığı azizlikten başka bir şey değildir. Zileli zekâsıyla sadece kurnazdır. Hilekâr değildir. Misafirperver, hoş sohbet, doğru sözlü, merhametli, dindar, mert ve zeki olan Zileli memleketine, milletine samimi olarak bağlıdır.            Peşin hükümlerden sakınarak diyebilirim ki Zileli’nin hamiyet hislerini, çok defa aldatılmış olmanın verdiği hüsran körletmiştir. Alın teriyle kazandığı paranın santimine kadar nereye sarf edildiğini bilmek istemesi ve bunu öğrenmeyince de küskün ve alâkasız durması onun hamiyetsizliğini değil, bilâkis vatandaşlık duygusunda ulaşmış olduğu merhaleyi gösterir.

            Zile’de hiçbir şey yapılamaz sözü yanlıştır. Zile’de pek çok şey yapılabilir. Yeter ki halkın itimadını kazanmış şahıslar bulunsun. Halkın itimadını kazanmak ancak halka inanmak, onunla hemdert olmak mümkündür. Edebiyatta altın kulelerden cemiyeti seyreden şairler devri nasıl kapanmışsa, içtimaî düzende de masa başı efendiliği artık tarihe kavuşmak üzeredir.Zamanımız halk adamı istiyor.»
Rahmi DÖNMEZ – Zile / 

MUSTAFA NECATİ SEPETÇİOĞLU

            Türk Edebiyatı’nın en mümtaz şahsiyetlerinden biri olan Mustafa Necati SEPETÇİOĞLU 1932 yılında Zile’de ayni isimle – Sepetçioğlu Sokağı – anılan sokaktaki mütevazi evlerinde Dünya’ya gözlerini açmıştır.

            Zile, Samsun, Sivas, Bursa ve İstanbul’da ilk ve orta öğrenimini tamamladıktan sonra, İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi, Türkoloji ve Sanat Tarihi Bölümleri’ni 1956 yılında bitirdikten sonra, Millî Eğitim Bakanlığı Basımevi Müdürlüğü görevini, daha sonra da Tercüman Gazetesi “1001 Temel Eser” dizisini yönetmiştir.

              Hemşehrimiz hikâye, tiyatro, roman ve destan dallarında eserler yazmıştır. Bunlar arasında Millî Eğitim Bakanlığı’nın açtığı piyes yarışmasında derece almış olan Mehmed’in Beklediği, Sevgisizler, Zehirci Cehennem’de, Gün Işığı, Trampacılar, Büyük Otmarlar – Ki bu eser Avrupa Üniversitelerarası Tiyatro Festivali’nde “en iyi eser” seçilmiştir. – Köprü, Son Bloklar, Çardaklı Bakıcı, Her Bizans’a Bir Fatih gibi tiyatro kitapları;

            Abdürrezzak Efendi ve Menevşeler Ölmemeli isimli hikâye kitapları; millî bir eser olan “YARATILIŞ VE TÜREYİŞ” isimli destan kitabı ile Türk Destanları, Destanlar Efsaneler ve Dede Korkut isimli kitapları;

            Çağlayanlı Vâdi, Kilit, Anahtar, Kapı, Konak, Çatı, Üçler – Yediler – Kırklar, Bu Atlı Geçide Gider, Geçitteki Ülke, Darağacı, Cevahir ile Sadık Çavuş’un Buğday Kamyonları isimli romanları çok ünlü olup, bunların büyük bir kısmının 3., 4. baskıları yapılmıştır.

            Hemşehrimiz eserlerinde hep ‘İyiye ve güzele gönül vermiştir.’ Bu konudaki son sözü yazarımızın bizzat kendisine bırakıyoruz. O, “Sanat adamları ancak yeryüzünü güzelleştirebilmek uğrunda, çirkinde bile mevcut olan bütün güzellikleri insanların gönül gözünde yerleştirmek için çaba sarf etmek mecburiyetindedirler.

            Yeryüzünün güzelleşmesi dünki, bugünki, yarınki çabaların senteziyle olur. Mesele bu üç çabanın sentezini yapabilmek, bugün bütün maddî zenginliklerine rağmen ruh yoksulluğunda bunalan insanlara yarının sentezini gösterebilmektir. Bu böyle olunca da insan ve güzel mefhumları bir araya gelmiş olur. Bu görüş açısından da insanın varlığının sebebi olarak ortada güzellik kalır. Güzel aynı zamanda insanın huzurudur. Umududur ve mutluluğudur. Sanat adamının görevi ise, umut ve mutluluk içindir” diyor.

CAHİT KÜLEBİ

  
.

            1917 yılında Zile’mizin Çeltek Köyü’nde Dünya’ya gelmiştir. İstanbul Yüksek Öğretmen Okulu’nu bitirdikten sonra Millî Eğitim Bakanlığı’nın çeşitli kademelerinde görevler yapmıştır.

              Beş şiir kitabı vardır. Bunlar; SÜT, RÜZGÂR, ATATÜRK KURTULUŞ SAVAŞINDA, ADAMIN BİRİ, YEŞEREN OTLAR’dır. Daha sonra hepsini “ŞİİRLER” adıyla tek bir kitapta toplamıştır.

            Şiirlerini genel olarak üç türde toplamak mümkündür; 1 – Memleket Şiirleri, 2 – Aşk şiirleri, 3 – Destanlar.

 

 

FİKRET TARHAN

          Zile’nin bağrından kopan büyük bir parça, koca Zileli. Babasından aldığı sanat sevgisiyle, aramızdan ayrılan saygıdeğer hocamız; 1932 yılında Zile’de doğmuştur. Sivas İlköğretmen ve Ankara Gazi Eğitim Enstitüsü Resim – İş Bölümü’nü 1956 yılında bitirdikten sonra, aynı yıl Devlet Resim ve Heykel Sergisi’ne katılmıştır. Malatya ve Erzincan Askerî Liseleri’nde Resim Öğretmenliği görevlerinde bulunan hocamız, bu dönemde desen çalışmalarına daha fazla önem vermiştir.

Gittiniz bir şeyler umarak gurbetten
Yüreğiniz burada kaldı
Geçim derdi, okul derdi, kadın derdi
Belki de istemeden sizleri
Çekip sıladan aldı.
Dönse de feleğin çarkı yabanda
Biliyorum
Yüreğiniz burada kaldı.
Fikret Tarhan – İnsanca Yaşamak

            1960 yılında kendi isteği üzerine Zile Ortaokulu’na atanan (o tarihlerde Lise yoktur.) hocamız, burada çalışmalarını çok yönlü sürdürmüştür. Lise açılana kadar, Lise’nin açılması için canla – başla çalışmış, faaliyetlerini dernek kurmak ve yaşatmakla sürdürmüştür. “ZİLE KÜLTÜ R DERNEĞİ”ni kurarak, burada ‘ÇAĞILTI’ adı altında aylık bir dergi çıkartmaya çalışmıştır.

         Zile’nin bütün dert ve isteklerini bu dergide dile getiren hocamız, kadro yetersizliği sebebiyle çoğu kez değişik takma adlarla, yalnız başına derginin çıkmasını ve yaşamasını sağlamıştır. Bunlardan başka kurucusu olduğu ‘MÜZE YAPTIRMA ve YAŞATMA DERNEĞİ’nin yanı sıra sosyal faaliyetlerin içinde de yer alarak, tiyatro ve müzik çalışmalarına bilfiil katılmıştır.

            Bir ara M.E.B. Orta Öğretim İşleri Genel Müdürlüğü Tayin İşleri Şube Müdürlüğü’ne atanan hocamız, daha sonra buradan Marmaris Lisesi’ne Müdür olarak atandı. Ancak daha sonra yine kendi isteği üzerine Zile Lisesine döndü.

            Desenlerinde, motiflerinde kartlarında adım adım Zile’yi gördüğümüz saygıdeğer hocamızın, 1971 yılında TRT’nin düzenlediği Sanat Yarışması’nda BAŞARI ÖDÜLÜ’nü aldığını görüyoruz.

            1962’den bu yana, başta “Devlet Sergileri” olmak üzere önde gelen toplu sergilere katılan ve özel sergiler de düzenleyen hocamız, sanatında olduğu gibi, sanat topluluklarına üye olarak girmemekle de özgürlüğünü korumuştur.

         28 Aralık 1982 günü aramızdan ayrılan hocamız, kendisi gibi resim öğretmeni olan ve halen Kız Meslek Lisesi Müdürü olarak görev yapan, hocamız sayın Nurten TARHAN Hanımla evli idi. 2 oğlu olan hocamızın son eserlerini değerli eşi Aralık 1983’de Ankara’da sergileme uğraşıları içerisinde bulunmaktadır. Ayrıca bir şiir kitabını yayıma hazır duruma getirmiştir.

            1977 yılında, NÜZHET İSLİMYEL tarafından yayımlanan “TÜRK RESİM SANATINDAN DESENLER” isimli eserde, kendisine de yer verilmiş, sanatından çalışmalarından söz edilmiştir.


      Eserde : “Ellerinden tutamadığımız genç değerlerimizden biri‘ diye hayıflanılmaktadır. Ama bizim tesellimiz Yahya Kemal’in şu mısraları : ‘ Ölmek değildir, Ömrümüzün en feci işi, Müşkül budur ki; Ölmeden evvel ölür kişi.” O, Ölmüştür ama, İsmi, eserleri yaşayacaktır. Bu da her fâniye nasip olmayan bir değerdir

            Zile’ye; fırçasıyla çizgisiyle; satırıyla, mısrasıyla, kafasıyla, gönlüyle hizmet eden hocamızın, açılması için uğraştığı ve hizmet ettiği Lise’ye ‘FİKRET TARHAN’ ismini verdiğimiz zaman Zileli olarak kadirbilirliliğimizi göstermiş oluruz.

 Canlı eserleri olan bizler kendisini rahmetle anar ruhun şad olsun deriz.

You may also like

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir