Mahir SÜRMELİBEY

ms

1953 Kayseri doğumlu.İ.D.M.M. Akademisi ( Yıldız) mezunu, Makina mühendisi.
Uzun yıllar yurtdışı ve yurtiçinde  tekstil fabrika müdürlükleri yaptı.
Emeklilik sonrası  Kayseri’de  oğlu Ozan Bey’le kurdukları  aileşirketi olan “Beyzan Tekstil”de yönetim kurulu başkanlığı yapmaktadır.
Eşi, emekli edebiyat öğretmenidir.
Emine Özge (İç Mimar)  ve Emrah Ozan  (Mak.Müh.) ‘ ınbabasıdır.
Şiirle 40 yıldır uğraşmaktadır.
Yazarlar Birliği ve İlesam üyesidir.Şiirleri çesitli edebiyat dergilerinde yayınlanmıştır.
“Yangın Yeri Yüreğim” adlı bir şiir kitabı vardır.
“Bahar Gözlerinde Uyur” ikinci şiir kitabıdır.Yakında  baskıya verilecektir.

“Yangın Yeri Yüreğim” kitabının önsözünde: Deveci ile dost olan kapısını büyük açarmış.Ben şiirle eski dostum.Bu yüzden gönül kapılarımı büyük açtım.Sevgiyle yoğrulmuş bu kitabımda aşkı, gönül gönderine çekilen bir bayrak yaptım.Yalnız bir gönüle sığabilen aşktan bahsettim.Ve yangın yerine çevrilen yüreğimin elmas gibi kül bırakmayan ateşinden.. diyerek şiire ve şiirine bakışını ifade etmektedir.

(ANTOLOJI.COM’DAN ALINMIŞTIR.)

DİYEMEDİM

 

DiyemedimYıllardır bekledim,geldiğin anda

Gidiyorum dedin,kal diyemedim.

Gelecek mevsime artık umudum

Bir kırık fincanda fal diyemedim.

Dağım var başını duman bürümüş
Yolcum var dönülmez yola yürümüş

Hayata bağlayan kökü çürümüş

Düşerken tuttuğum dal diyemedim.

Karıncanın düşü Kabe’ye varmak

Kolların işidir hasretle sarmak

Seviyorum diye küçük bir parmak

Ağzıma sürdüğün bal diyemedim.

İstemiyorum ver geri busemi

Aşkın birkaç avuç sanki kuşyemi

Bindiğimiz delik kağıttan gemi

Gönlümü denize sal diyemedim.

Acı hatıra hep karşı ki kıyı ?

Çürük direk nasıl tutar yapıyı?

Fırsatlar çok hafif tıklar kapıyı;

Duyacağım tekrar çal diyemedim.

At Sürme Vakti Denize

Nasıl unuttuk, kimdi dün meclisimize gelen?
Unutturdu çok şey var ki, para gibi mal gibi.

Önümüzde umman sanki şu duran bir kaşık su
Çırpındıkça batıyoruz, eyvah, devrik sal gibi.

Bayrak açtılar zamana gölgesinde kaç devlet;
Erken budadı yangınlar,kaldık çıplak dal gibi.

Nerede o kavuğunu göğe yükselten başlar?
Mühür vurduk tarihe biz, izi durur nal gibi.

Yeldeğirmenine hücum, yanlış dönüyor çarkı
Ayasofya mahzun bekler, birini Bilal gibi.

At sürme vakti denize, kalk yiğidim kalk doğrul!
Bir Fatih bekliyor millet, kemâl ve celâl gibi.

Kovanlar sahte,çiçekler yapma, kokmuyor artık;
Oğul yapmıyor arılar, şerbet verdik bal gibi.

Hakkını yemek vebaldir, hakkı büyük komşunun
Göz dikmek vacip cebine, bir hak oldu ‘Çal! ‘ gibi.

Rehberimiz tüysüz karga, bülbül sanır kendini
Geleceğimiz fincanda okunuyor fal gibi.

İki adım geri amaç, bir adım ileriye…
Andımıza uymaz kural: ‘Orda dur ve kal! ‘ gibi.

Sararmıyor hiç yüzümüz, pembe pembe olmuyor
Çok rengi yabancı bilir, yanağımız al gibi.

Sapını yontuyor keser, arslan postunda tilki
Görmemişti bu millet hiç, böyle bir zeval gibi.

Daha çok tekerrür eder, öğrendiğim bu tarih;
Bir rüya görmüş gibiyiz, okuduk masal gibi.

Her Leyla Sensin

Doğacaktır elbet güneş
İki dağın arasından
Ateş alsam bir yangınlık
Sönmeden aşk çırasından.

Bir gönül ki arıda sır
Gıdasını aşktan alır
Bir küçücük tepe kalır
Dağı çıkar darasından.

Nasıl olur ayılırım
Yarı meczup sayılırım
Düşüp düşüp bayılırım
Ben bu aşkın sarasından.

Kare kare hep o anlar
‘Can nedir ki? ’ diyen canlar
Yar elinden vurulanlar
Kan akıtmaz yarasından.

Kaç Leyla var ben tanırım
Her Leylayı sen sanırım
Başkasından utanırım
Korkarım yüz karasından.

You may also like

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir