Mustafa Necati SEPETÇİOĞLU

 Cumhuriyet Dönemimde Zile’den Yetişenler:

 

MUSTAFA NECATİ SEPETÇİOĞLU

            Türk Edebiyatı’nın en mümtaz şahsiyetlerinden biri olan Mustafa Necati SEPETÇİOĞLU 1932 yılında Zile’de ayni isimle – Sepetçioğlu Sokağı – anılan sokaktaki mütevazi evlerinde Dünya’ya gözlerini açmıştır.

            Zile, Samsun, Sivas, Bursa ve İstanbul’da ilk ve orta öğrenimini tamamladıktan sonra, İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi, Türkoloji ve Sanat Tarihi Bölümleri’ni 1956 yılında bitirdikten sonra, Millî Eğitim Bakanlığı Basımevi Müdürlüğü görevini, daha sonra da Tercüman Gazetesi “1001 Temel Eser” dizisini yönetmiştir.

              Hemşehrimiz hikâye, tiyatro, roman ve destan dallarında eserler yazmıştır. Bunlar arasında Millî Eğitim Bakanlığı’nın açtığı piyes yarışmasında derece almış olan Mehmed’in Beklediği, Sevgisizler, Zehirci Cehennem’de, Gün Işığı, Trampacılar, Büyük Otmarlar – Ki bu eser Avrupa Üniversitelerarası Tiyatro Festivali’nde “en iyi eser” seçilmiştir. – Köprü, Son Bloklar, Çardaklı Bakıcı, Her Bizans’a Bir Fatih gibi tiyatro kitapları;

            Abdürrezzak Efendi ve Menevşeler Ölmemeli isimli hikâye kitapları; millî bir eser olan “YARATILIŞ VE TÜREYİŞ” isimli destan kitabı ile Türk Destanları, Destanlar Efsaneler ve Dede Korkut isimli kitapları;

            Çağlayanlı Vâdi, Kilit, Anahtar, Kapı, Konak, Çatı, Üçler – Yediler – Kırklar, Bu Atlı Geçide Gider, Geçitteki Ülke, Darağacı, Cevahir ile Sadık Çavuş’un Buğday Kamyonları isimli romanları çok ünlü olup, bunların büyük bir kısmının 3., 4. baskıları yapılmıştır.

            Hemşehrimiz eserlerinde hep ‘İyiye ve güzele gönül vermiştir.’ Bu konudaki son sözü yazarımızın bizzat kendisine bırakıyoruz. O, “Sanat adamları ancak yeryüzünü güzelleştirebilmek uğrunda, çirkinde bile mevcut olan bütün güzellikleri insanların gönül gözünde yerleştirmek için çaba sarf etmek mecburiyetindedirler.

            Yeryüzünün güzelleşmesi dünki, bugünki, yarınki çabaların senteziyle olur. Mesele bu üç çabanın sentezini yapabilmek, bugün bütün maddî zenginliklerine rağmen ruh yoksulluğunda bunalan insanlara yarının sentezini gösterebilmektir. Bu böyle olunca da insan ve güzel mefhumları bir araya gelmiş olur. Bu görüş açısından da insanın varlığının sebebi olarak ortada güzellik kalır. Güzel aynı zamanda insanın huzurudur. Umududur ve mutluluğudur. Sanat adamının görevi ise, umut ve mutluluk içindir” diyor.

 

  
.

You may also like

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir